Kitabı okurken en çok etkilendiğim şey, aslında hepimizin tanıdık sayılabilecek sıradan hayatların içinde saklı duran o kırılma anlarını bu kadar güçlü ve gerilimli bir şekilde hissedebilmem oldu. Karakterlerin iç dünyalarına girerken bir yandan da şehrin dokusundaki eşitsizlikleri, yoksulluğu, kimlik çatışmalarını ve gündelik hayattaki şiddet anlarını adeta soludum. Yazar, bütün bunları öyle bir ilmekle işlemiş ki, birbirini besleyerek ilerliyorlar.
Bölümler farklı kişilere ve olaylara odaklanarak ilerliyor; bazen Mustafa’nın iç hesaplaşmaları, bazen de şehrin ekonomik ve siyasi çelişkileri anlatılmış. Bu kurgu, romanı bir mozaik gibi parça parça ama dinamik kılıyor. Okurken tüm parçaları zihnimde birleştirmeye çalışmak, gerilimi adım adım artırıyor.
Yazarın dili zaman zaman şiirsel, zaman zaman sert ve çarpıcı. Mekânları öyle canlı betimliyor ki, sokakların tozunu, evlerin kokusunu hissediyorsunuz. Cümlelerin ritmi de sürekli tetikte tutuyor insanı.
Bana kalırsa bu roman, özellikle gündelik hayatın içindeki görünmez gerilimleri merak eden, karakterlerin ve mekanların ruhunu solumak isteyen her okura hitap ediyor. Okurken içinize işleyen ürpertiyi hissetmek için kesinlikle tavsiye ederim.