"Her
neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan
çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka
kimse yok ortalıkta –yetişkin hiç kimse, yani– benden başka.
Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum,
uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine
hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları
yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben,
çavdar tarlasında çocukları yakalayan biri olmak isterdim.
Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri
olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey."
"Öldü, biliyorum! Bilmediğimi mi sanıyorsun? Ama, onu
yine de sevebilirim, değil mi? Bir insan öldü diye onu
sevmekten vazgeçmek zorunda mısın, Tanrı aşkına; özellikle
de, hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli bir insansa?"
"Bazı şeyler olduğu gibi kalmalı. Elinizde olsa
da, onları büyük cam vitrinlere koyup oldukları gibi
kalmalarını sağlayabilseniz. Biliyorum, olanaksız bir şey bu,
ama yine de pek fena olmazdı."