Meftunumsu

Meftunumsu
@With_meftun
Okurum ve yaşarım. Ahvâlen yazarım.
Muallime
2005
5 okur puanı
Temmuz 2024 tarihinde katıldı
Yine bir bataklıkta çırpınıyoruz. Dönüp dönüp saplandığımız bataklık. Yıllar geçer, dünyanın hiç bir yerinde problem olmayan problemler icat eder ve onun içinde çırpınır dururuz. Meselâ, şu 163. madde bataklığı... Fikir suçu bataklığı... Demokrasi deneyine girerken bizi sapladıkları bataklık. Koca bir iktidar, Demokrat Parti iktidarı bundan batırıldı. İçinden çıkılamayacak bir meseleyi çözmeğe girişmek ne demektir? Dinin istismarı... Evet, bu mümkündür ve en iğrenç bir suçtur. Herşeyden önce maneviyat ve din gözünde bir suç... Ancak, hukuk bakımından da bir suç olabilmek için, objektif şartlarla oluşması halini kesin ve açık bir şekilde tesbit edebilecek tam ve net kriterler gerekir. Yoksa her inançlı kişiyi dinin istismarcısı saymak, aydınlar bürokrasisinin ilkin kitleleri, sonra da ve asıl kendi kendini aldatmasından başka bir şey olmaz.
Reklam
Kültür Bakanlığı, evlere, aile içine uzanmalı ve çocuğa karşı takınılacak tavır ve edilecek yardım için ne yapmaları gerektiği konusunda, anne babaları, sık sık verilecek bilgilerle aydınlatmalıdır. Bu konuda uzmanlar çalışmalı ve gerekli kitapçıklar hazırlanmalıdır ve televizyon en geniş çapta, bu çalışmada kullanılmalıdır. Her eve, kütüphane fikri sokulmalıdır. Okullarda kütüphaneler, dershanelerden ön plana geçmeli daha doğrusu, sınıflar, dershaneler kütüphaneleşmelidir. En yoksul evde bile küçük bir kütüphane bulunmalıdır. Devlet bu konuda, yardım elini uzatmalı, ucuzca ve taksitle, ya da parasız olarak evlere hiç olmazsa 100'e yakın temel eseri sokmalıdır. Eski evimizin mutlaka bir köşesini kitap köşesi teşkil ederdi. Bu geleneği diriltmek gerekir. Mahallede geceleri ders çalışma ve kültürce yetişme için kütüphaneler açılmalı ve burada gönüllü veya görevli, "yol gösterici"ler bulunmalıdır. Bir il veya ilçeye bir kütüphane yetmez. Geceleri de açık olan çok mütevazi mahalle ve semt kütüphaneleri kurulması şarttır. Çocukların çoğunun evde çalışma ve okuma imkânları yoktur.
Geçmiş edebiyatımızı ve şiirimizi küçük görmemeli, şaheserlerin hepsini bir an önce bastırıp ucuz bir fiatla gençliğin okumasına sunmalıdır. Üniversite yayını olarak bile bir Nef'î, bir Şeyh Galip divanının basılmış bulunmadığını söylemek yeter bir örnek değil midir? Seçmeler kâfi değildir. Bütün eserlerin tam metinleri basılmalıdır. İmam-ı Gazali, Muhyiddin-i Arabî, Mevlâna, Fuzûlî, Bâkî, Nef'î, Şeyh Galip ve nice bilgin, mutasavvıf, şair, her fırsatta gençliğe tanıtılmalı, onların ruhlarına bu büyük insanların mesajı en ciddi bir tarzda geçirilmelidir. Bunu özel kesim yayını ciddiyetle yapmadığına göre, vazife, devlete düşmektedir. Bu işi Üniversiteden beklemek de faydasızdır. Çünkü: Üniversite, bunu yapsaydı bugüne kadar yapardı. Ayrıca üniversiteler yapıları gereği daha çok ayrıntılara gideceklerdir. Halbuki, "yitirilen bir total kültür problemi" söz konusudur. Gençlik, bu şahsi- yeti kazanmadıkça, Rusya ve diğer komünist üniversite ve kültür çevreleri laboratuvarlarında oluşturulan diyalektiğe kapılmamakta büyük bir güçlükle karşılaşacaktır.
Gerçek aksiyon, meydanlarda yapılan şamatalar, bağırışlar, yürüyüşler, duvarlara ve yerlere yazılar yazmalar ve daha kötüsü tabanca patlatmalar, kavga döğüşler değildir. Gerçek aksiyon, inanç, ahlâk, düşünce, bilim ve sanat planında ortaya konan, uzun çalışmaların ve sürekli sabırların yemişi eserler, durumlar ve oluşumlardır. Yeni bir insan tipini doğurmaktır. Asıl aksiyon, çok bilinçli, bilgiyle yüklü, kültürle güçlenmiş, disiplinli ve uzak görüşlü davranışlardan doğar.
Alıntı
O, kuşak çıkmasın diye, Batı, bütün telkin ve propaganda vasıtalarını harekete geçirecek, anarşi ve terörle halkı bezdirip dış bir ideoloji veya sisteme teslim olmaya zorlayacaktır. O, nesil oluşmasın diye, toplum dokusunu gevşetici modalar, akımlar doğurulacak, halk dikkati, sürekli olarak, görünüşte albenili, fakat içi boş yeniliklere çekilecektir. Ama, ta derinlere kaçan halk ruhu, bir yerden her zaman bir filiz fışkırtacaktır. Onu kuruturlarsa başka bir köşeden başka bir filiz boy verecektir. Bu savaş sürüp gidecektir. Toplumun, tam tü- kenip dışa teslim oluşuna ya da kendi diriliş neslini, bütün kötü ve ağır şartlara rağmen yetiştirip öz kadrosu olarak taçlandırıncaya kadar. Ölüme ya da dirilişe kadar.
Reklam