Ne çok iyi ne çok kötü.
İlk başta hikayeye tam giremedim. 100 sayfa sonrası anca hoşuma gitti ve akıcı bir haşr geldi.
Hikaye iki yazarı ele alıyor. Eskiden aynı Liseye gitmişler. Yıllar sonra kasaba gibi deniz kenarı bir ilçede yan yana iki ev de tekrar karşılaşıyorlar.
İkiside 'Writing slup' yaşadıkları için iddia ya giriyorlar ve january romcom yazarı olmasına rağmen "strong literature" yazacak.
Augustus ise Bir Romcom Romanı.
Birbirleriyle vakit geçirdikçe; sırlar, konuşulmamış konular, duygular ortaya çıkıyor veya gelişiyor.
Augustus Everett, şeytan tüyü var sende gıcık oldum sana, ama böyle sevdiren bir parçan vardı.
Prince charming
January Andrews, apayrıydı. Travmaları ı üzüntülerini, sanki hep ertelemiş içinde biriktirmiş.
Augustus ile January.
Birbirlerini bir şey demeseler bile anlaşıyorlar ve bu olay beni kitaba sardı.
Paralel çok vardı bu kitapta. Sondaki birbirlerine olan sevgi çok güzeldi
Aslında çok enteresan bir konusu var. Ama anlatımı beni çok bunalttı. Gerçekten de tam yarısına gelince yeter be dedim. Benlik bir yazkm stilinde değildi.
Filmiyse müthişti.
Herkese keyifli akşamlar diliyorum
Sonunda Cahit Zarifoğlu'nun kitabını bitirmiş bulunuyorum.
Kitap iki roman tarzında hikayeden oluşuyor. Biri "Savaş Ritimleri" diğeri ise;
"Anne".
Ilk başta savaş ritmleri gayet ilgi çekici ve sürükleyiciydi. Hikayenin tam ortasına geldim ki aşırı yavaş bir anlatıma geçti.
Savaş ritmleri'ni zar zor bitirdim. Bir şeyler eksik gibiydi sanki.
"Anne" ye gelecek olursak, o'da çok merak uyandırıcı idi. Tam sonuna doğru geldim ve aşırı sıkıldım. Zaten "Anne" Cahit Zarifoğlu'nun tamamlayamadığı romanlardan biri olarak geçiyordu ve bu yüzden sonu çok açık bitmişti.
Cahit Zarifoğlu'ya asla bir şey diyemem , çünki kendisinin şiirleri ve diğer kitaplarını çok seviyorum.
Fakat bu kitabı bana hitap etmedi...
Kitap 20 tane Hikayeden oluşuyor.
Aslında ismi Yüzünden aldım ben
"Göçüp gidenler koleksiyoncusu" nu.
Bir merak uyandırdı içimde. Ve şimdi elimde bitmiş vaziyette.
Hikayelerin tamamı, az eğlence, az Hüzün, az öfke..
Şermin Yaşar'ın dediği gibi;
"Göçüp gidenler koleksiyoncusu gidenler için bir ağıt, kalanlar için bir şiir, biriktirilimiş insan öyküleri..."
Şermin Yaşar, bu kitapda, bu yirmi tane Hikayede , Hayatın birikmişliklerini anlatıyor aslında.
Her bir hikaye farklı bir bakış açısı, farklı yaşanmışlıklar, kırık dökük aşklar...
Ve Yine Evet;
"Gülüşünüzün yanına biraz da keder koyun, okurken biraz ondan alacaksınız, biraz bundan.
Kıtlama çay içer gibi..."
Güzel Kitaplarla kalın
Paolo Coelho kitaplarını çok merak ediyordum ve her zaman okuma listemde eklenmiş bir vaziyetteydi. Kitap belki de beni kitapçılarda satın almamı bekliyordu.
Kitabı bana canım arkadaşım hediye etti.
Şunu söyleyebilirim ki, şimdiye kadar tanımış olduğum ve kitaplarını okuduğum Yazarlardan çok daha farklı bir üslubu Var Paolo Coelho'nun. Hayran kaldığım bir üslup. Hikaye içerisinde beni etkileyen o kadar çok Çarpıcı ve etkileyici cümleler vardı ki. 'Bu kitabı neden daha önce okumadım? Dedirtti bana.
Simyacı'nin hikayesini, heyecanla okudum. Ve evet. Paola Coelho hiç bir yazara benzemiyor...
Genç Endülüs Çobanınım bu Yolculuk serüvenini ve yaşamını heyecanla okudum. Ve evet Kitabın arka kapağında yazdığı gibi;
"Simyacı'yı okumak, herkes daha uykudayken şafak vakti uyanıp güneşin doğuşunu izlemeye benzer."
Güzel Kitaplarla kalin haytulemel