"Saatte yüz kilometre katederek yer değiştirmek gücümüzü, mutluluğumuzu ve bilgimizi bir nebze bile artırmayacaktır. İnsanların dünya üzerinde görülmesi gereken her şeyi görmeleri mümkün değildir. Daha fazla şey görebilmek için yavaş yürümeleri gerekir, hızlı yürümek onlara hiçbir şey kazandırmaz. Asıl değerli olan düşüncedir, bakıştır, hız değil. Hızla yol almak merminin hedefe ulaşmasını kolaylaştırmaz; gerçek bir insan olmak isteyenler, yavaş gitmekten zarar gelmeyeceğini bilmelidir çünkü insanın zaferi, gitmekte değil var olmaktadır."
Dünyanın kavrayışımızı aşan, adaletsiz bir yer olduğunu düşündüğümüzde yüce yerler, her leyin böyle oluşu karşısında hayrete düşmememiz gerektiğini söyler. Bizler okyanusları yaratan ve dağlara şekil veren güçlerin elinde birer oyuncağız. Yüce yerler, günlük yaşamın akışı içinde telaşla ya da öfkeyle karşıladığımız sınırları sükûnetle kabul etmemizi sağlar. Bize meydan okuyan tek şey doğa değildir. İnsanların dünyası, en az doğa kadar kudretli ve ezicidir ancak doğadaki uçsuz bucaksız alanlar, bizi aşan şeyleri kabul etmemiz gerektiğini bize iyilikle ve saygıyla hatırlatır. Yüce yerlerde vakit geçirmek, aklımızın sınırlarını zorlayan, yaşamımıza girip sinirlerimizi bozan ve eninde sonunda bizi toza dönüştürecek olan büyük olaylar daha huzurlu bir sükûnetle kabul etmemize yardımcı olur belki.