Hayattaki ana görevimiz de bir şeyleri birbirinden ayırmak ve şöyle demektir: Dış etkenler benim elimde değil. İradem benim elimde. İ yiyi ve kötüyü nerede aramalıyım? İçimde; benim elimde olanlarda. Bana ait olmayan hiçbir şeyi iyi ya da kötü, yararlı ya da zararlı diye nitelendirmemeliyim.
Öyleyse, ne yapmalıyız? Gerçek bir filozofun ele aldığı konu budur. İyinin ve kötünün ne olduğunu bilmiyorum. Öyleyse, deli miyim? Evet. Peki, diyelim ki iyiliği iradeye bağlı şeylerin arasına oturttum. Herkes bana güler. Parmaklarında altın yüzükler olan kır saçlı bir adam başını saliayarak şöyle der: " Dinle evladım. Felsefe ile meşgul olman güzel bir şey ama kendini fazla kaptırma. Yaptıklarınız saçma. Filozoflardan mantığı öğrenebilirsin ama sen nasıl davranman gerektiğini filozoflardan daha iyi biliyorsun." Eğer biliyorsam, beni neden suçluyorsun? Bu alımağa ne diyebilirim ki şimdi? Sessiz kalırsam, patlayacak. Şöyle demek zorundayım: " Aşıkları nasıl mazur görürsen, beni de öyle mazur gör. Aldım başımda değil. Deliyim. "
Hata yapmanın ya da yapmamanın büyük bir fark yaratacağını düşündüğümüz konularda da bizi aldatabilecek şeyleri saptamaya büyük bir dikkat gösteririz. Ne var ki konu içler acısı muhakeme yetimize geldiğinde, esneyerek ve uyuklayarak her izlenimi dikkatsizce kabul ederiz, çünkü bunun zararını fark etmeyiz.
Büyük hiçbir şey bir anda olmaz; üzüm veya incir bile bir anda olgunlaşmaz. Eğer bana şimdi bir incir istediğini söylersen, sana bunun zaman gerektirdiğini söylerim; bırak önce çiçek açsın, meyve versin ve olgunlaşsın. İncir ağacının meyvesi bile bir anda olgunlaşmazken, insan zihninin meyvesini bu kadar kısa bir zamanda ve bu kadar kolay elde edebilir misin? Edebileceğini söyleyen ben olsam bile inanma.