Mehmet Zülfü Yarcel

Mehmet Zülfü Yarcel
@Yarcel
“Vuslat” “Pencere” “Beyaz Şapkalı Kadın” kitaplarının yazarı…
“Bilinenin bir gizemi yoktur, asıl olan bilinmeyenin ardına düşmektir.”
İnsan ve Hayat
Reklam
“Zaman, yüzümüzden gülümsemelerimizi alıp yerine hüznün izlerini bırakır.”
İnsan ve Hayat
GÜLÜMSEMEYİ UNUTMAYIN, HATIRLAYIN!!! Okuduğumuz kitabın herhangi bir sayfasında hiç umulmadık bir cümlesi gelip konuverir yüreğimizin kurumaya yüz tutmuş dallarına ve o an filizlenmeye başlar körelmiş duygular. O cümlenin altını çizeriz kurşun kalemle, onun altını ne kadar derinden çizdiysek o da o kadar derin izler bırakır zihnimizde; bir can suyu olur birdenbire ve nicedir atmaktan başka bir görevi olmayan kalbimizde yeni bir canlılık peyda olur. Kalbimize hayatî bir dokunuş yapan o cümle, bazen yüzünde bir tebessümle gelip çalarken kapıyı bazen de hüznün kaynağından çıkıp gelen gözyaşının tadıyla tıklatır gönül kapımızın tokmağını. Bir kitapta okumasam da karşıma çıkan bilimsel bir yanı olan şu cümle, “Yetişkinler günde ortalama on beş yirmi defa gülümserken çocuklar ise dört yüz defa gülümsermiş. Hayatmızdan nelerin çalındığını varın siz hesaplayın.” Çok ağır bir cümle gibi geldi bana. Bu cümle hüznün tokmağıyla çaldı kapımı hem de inatla ve en büyük kaybımızı hatırlatırcasına… Hatırlasanıza… Çocukken olur olmaz şeylere gülerdik. Pencereye konan küçük bir kuşun bizi fark eder etmez kanatlanıp uçmasına, gökyüzünde şekilden şekile giren bulutların zihnimizde canlandırdığı anlamlarına, suyun içinde zıplaya zıplaya oynarken sırılsıklam olmuş halimize, arkadaşımızla göz göze gelince istemsizce gülmeye başlardık ya da sadece gülerdik ne için gülümsediğimizi dahi bilmeden. Bize adledilmiş bir görevmiş gibi… Bu gülüşlerin herhangi bir açıklaması var mıdır, bilmem ama ben şöyle olduğunu düşünüyorum, Düne takılı kalmayıp, yarının neler getireceğini düşünmeden sadece günün ve anın tadını çıkarmaya çalışmak… işte çocukluk dediğimiz şey tam olarak budur. Yarına dair hiçbir hesap kitap yapılmaz, sadece bulunulan anın tadı çıkarılmaya çalışılır. Nefretin ve kinin bir nefes
İnsan ve Hayat
ELERİMİZ TEMİZ Mİ? İnsan dediğin nedir ki..? Bir avuç toprak ve birkaç damla su… Yaratıldığı toprağın altına gideceğini unutarak yaşamaya devam eder bu dünyada kendi bencilliğiyle insanoğlu. Her şey zamanla daha modern ve insanın hayatını kolaylaştıracak şekilde gelişmeye devam ediyor ancak bunun yanında insan kalitesi gittikçe daha aşağıya indi. Yaşam standartları ne kadar yükseldiyse bencilliği de o kadar arttı insanın. “Ben” kelimesini diline dolayarak yaşamaya başladı. Ölmeden önce nefsi öldürmek denilen bir tabir vardır inancımızda ve bu da insanın dünyevi istekleri en aza indirgeyip ruhunu yüceltmek anlamına gelir ancak şu anda ruhları ve kalpleri ölmüş, sadece nefsi için yaşayan bedenler var. Kendisine modern çağ(!) denilen bu asırda zulümler ve işkenceler gibi daha nice gayri ahlâki eylemler ayyuka çıkmış durumda ancak işin asıl kötü yanı ise bunun artık normalleştirilmesidir. Hatta bunu yapmayanların ya da bunlara tepkili olanların belirli zümrelerce toplumdan dışlanması değinilmesi gereken başka bir nokta. Avrupada birçok ülkede, Filistin’de yapılan zulmü eleştirdiği için tepki gösterilen, sesi kısılan, sınırdışı edilen insanlar var. Üstelik ifade özgürlüğünün olduğu ülkelerde bunlar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. Herkes yaptığı bir zulme kılıf buluyor, bu da doğal tabi, ancak yapılan zulme sessiz kalanların öne sürdüğü bahaneler kabul edilir değil. Kimse kendi konfor alanından çıkmayıp onun bozulmasını istemiyor. Böyle bir vurdumduymazlığın sonunun nereye varacağını ise düşünmek insanın yoran ayrı bir şey. Yaşanılanlarına sessiz kalanlar veya bu olanları normal karşılayıp hatta destekleyenlerin empati yapma özellikleri bitmiş halde. Kendi çocuğunun tırnağı kırılsa her yeri ayağa kaldıranların; tozun toprağın içinde, vücudu yara bere içinde olan,
Filistin
“Bir başkasının karanlığında yürüyerek aydınlığa ulaşamazsın.”
İnsan ve Hayat