Ah, insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar, tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! İlla ki zıddiyetler, öfkeler, yanlış anlaşmalar, kıskançlıklar, inatlar, şüpheler, hakim olmak arzuları...
Izdırabın verdiği intibah* zamanlarında, kendi kendini aldatmak, başkalarını kandırmak kadar basit değildir ve insan kendi içindeki adaletten ürkmeye başlar.
En sevdiğim yazarlardan biri şöyle der: Bazen evren bize istediğimizi sandığımız şeyleri sunar ama sonrasında bunların bir lanet olduğu ortaya çıkar. Ve bazen de evren bize ihtiyaç duyduğumuzu bilmediğimiz şeyleri verir ve bunların bir lütuf olduğu ortaya çıkar.