Sana bu mektubu
annannemlerden yazıyorum Saliha.
Burada tane tane serilirdi
ufacık ev makarnaları
taşardı tülbentlerden.
Ateşe tutulup yolunurdu köy tavukları,
sabunlu bezler yapıp koyardı annanem
dedemin rakı masasına.
Her şeyi tamamsa şayet, abdestini alır
dururdu akşam namazına.
Gülerdi, söverdi dedem
şapka takardı.
İlaçları vardı sevdiği.
Ağladı mı, hiç görmedim.
Her şey ya eskiyor ya ölüyor
ama sevdalar kaçıp gidiyor sanki.
Ne ölüyor ne eskiyor.
Kayboluveriyor.
Anahtarlar, çakmaklar gibi değil üstelik.
Okul dönüşü çocuklar gibi.
Annanem sızlanıyor
”Adam karanlığı severdi,
Her arkamdan ışıkları kapardı.
Gitti bak karanlığa, ben şimdi hep
ışıklar açık oturuyorum.”
Alışıyor insan,
insan her şeye alışıyor Saliha, ne fena.