Emre Doğan

Emre Doğan
@Yed1994
Tokat, 1994
24 okur puanı
Mart 2017 tarihinde katıldı
Emile Dermenghem: "İbrahim'in vefat ettiği gün, güneş tutulması hadisesi de yaşandığından, bazı Müslümanlar güneş, İbrahimin ölümü üzerine tutuldu, deyince yüce insan büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) bu görüşü reddederek şöyle demişti: Güneş ve ay Allah'ın ayetlerinden birer âyettir. Bunlar, hiç kimsenin ölümünden dolayı tutulacak değillerdir. Bu söz, yalancı bir peygamberin ağzından çıkacak bir söz müdür?
Sayfa 221
Reklam
Renan: "Müslüman inancının yol açtığı bu tutum o kadar güçlüdür ki, ırk ve milliyet tarafından belirlenen tüm farklılıklar, İslam'a girme eylemiyle ortadan kalkmaktadır. Berberi, Sudanlı, Çerkez, Afgan,Malay, Mısırlı, Nübyalı biri Müslüman olur olmaz, artık Berberi Sudanlı, Mısırlı vs. değildirler. Bunlar Müslümandırlar." Aydınlanma döneminde ırkçı temayülleri olan Renan (ö. 1892) için yukarıda aktardığı ifade, övgü değil, yergidir. O, Müslüman toplumların bu yüzden geri kaldığına inanmaktadır.
Sayfa 205
Ayette buyruluyor ki: "Gecenin bir kısmında kalk, sana ait nafile olarak onunla(Kuran'la) namaz kıl. Umulur ki Rabbin, seni övülmüş bir makama ulaştırır." İsra, 17/79 Bu ayet ile; diğer Müslümanlara farz olmayan nafile ibadet olan gece namazı Nebi'ye (s.a.v.) farz olmuştur. Bu, sadece ona farzdır. Bundan dolayı yaşadığı bir hadise sövle anlatılır: İbn Mes'ud (r.a.) der ki: "Bir gece Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte gece namazı kıldım. O kadar uzun süre ayakta kaldı ki uygunsuz bir iş yapmayı gönlümden geçirdim. Ne yapmak istedin? diye sordular, Peygamber'i (s.a.v.) ayakta yalnız bırakıp oturmayı düşündüm" dedim. "Yalan söyleyen ve yalanının farkında olan siyasetçi toplum önderi" profili içinde, bu durum nasıl açıklanabilir? Neden o, ümmetine farz olmayan ve çok ağır olan bu ibadeti kendisine farz kılmıştır. Oysa bu ayet - Allahu alem- Mekki'dir. Takriben hicri 5.yılda nazil olmuş olmalı. On sekiz yıl Nebi (s.a.v) böyle namaz kılmıştır.
Sayfa 171
Biz Hz.Muhammed'in(s.a.v) -hâşâ- siyasi çıkarları için melekle görüşme iddiasında olan bir yalancı olduğu kurgusunda, emir ve yasakları anlayamayız. Zira burada, insanların sevdiği şeyleri ne için yasakladığı ve hangi amaçla sevmediği şeyleri emrettiği sorusunu siyaseten cevaplamak imkansızdır. .... Bugünkü toplumda, içkinin çok sevildiği ve insanların namazdan niyazdan uzak olduğu bir coğrafya düşünelim. Burada toplumsal bir hareket başlatmaya çalışan bir yalancı olsaydınız onları size katılmaları için bu denli şiddetli mükellefiyetlere mecbur eder miydiniz? Mesela, içki konusunda çok hassas davranıp namazı vs. emreder miydiniz? Tabi ki böyle yapmazdınız. Aksine, şahit olduğunuz çoğu örnekteki gibi, onların hayat tarzlarını olumlayarak arkanızda toplamaya çalışırdınız. Hele de içinde bulunduğunuz coğrafya -örneğin içkiye alternatif olması hususunda- bugünkü gibi envaiçeşit meşrubat skalasına sahip değilse. Nitekim dönemin Arap coğrafyasında çay, soda, ayran, kola, meyve suyu vb. içecekler varken şarap yasaklanmadı. Muhtemelen -özellikle de yolculukta- o sıcağa uzun süre dayanabilecek iki içecek vardı: su ve şarap. Şarabın yasaklanması, esasında çoğu kişi için tek içeceğin su olması anlamına geliyordu, Kitleyi celbetmek isteyen kimse, onun nabzına göre şerbet verir. Nebi'nin (s.a.v.) yaptığı böyle midir? Peki O'nu böyle davranmaktan alıkoyan irade neydi?
Sayfa 159
Tayyar Altıkulaç şöyle diyor: "Bütün bu nüshalar üzerinde yaptığımız incelemeler göstermiştir ki, bugün dünyanın neresine giderseniz gidiniz, orada okunmakta olan ve modern tekniğin imkânlarıyla basılmış bulunan mushaflarla İslam`ın ilk asırlarından bize ulaşan bu mushaflar arasında -basit imla farklari ve sınırlı sayıdaki kâtip sehivleri bir yana- tam bir birliktelik mevcuttur. Yaptığımız değerlendirmelere göre birbirinden çok uzak coğrafyalarda ve birbirini görmemiş kâtipler tarafından istinsah edilmiş bu nüshalar bize göstermektedir ki yaprakları, ciltleri, boyutları, fiziki varlıkları, sayfalarındaki satır sayıları ayrı da olsa muhtevaları aynıdır. Yani nereye gitsek aynı mushafla karşılaşılmaktadır. Tabiatıyla bu sonuç, hepimize heyecan veren bir gerçeği, on dört asırdır satırlarda ve sadırlarda korunan tek mushaf gerçeğini somut olarak ortaya koymaktadır."
Sayfa 80
Reklam