îrem.. ☀ profil resmi
îrem.. ☀ kapak resmi
YAŞIM SENİ İLGİLENDİRMİYOR..!!!
ETKİLEŞİM VERMEYECEKSEN TAKİP ETME..!!!
http://anitsayac.com
1000Kurdî
2×2=1
#57658037
lise 3 (aşçılık /pêjerî )
Mêrdin /Qoser
322 okur puanı
22 Eki 2019 tarihinde katıldı.
YAŞIM SENİ İLGİLENDİRMİYOR..!!!
ETKİLEŞİM VERMEYECEKSEN TAKİP ETME..!!!
http://anitsayac.com
1000Kurdî
2×2=1
#57658037
lise 3 (aşçılık /pêjerî )
Mêrdin /Qoser
322 okur puanı
22 Eki 2019 tarihinde katıldı.
  • Sabitlenmiş gönderi
    Rengê sor : Nîşana Xwîna Şehîdên Kurdîstan, nîşana bi Xwînê parastina Welat e

    Rengê spî : Nîşana aştî ye

    Sembola rojê : Nîşana jîyan, ronahî, agir, hêz û hêvî ye

    21 yek tîrêjê rojê : Nîşana 21 ê adarê, nîşana roja Newrozê ye

    Rengê kesk : Nîşana bedewîya Sirûştê Kurdîstanê ye..

    "Qet Nakevî Ala Kurdan"
  • îrem.. ☀ paylaştı.
    198 syf.
    Kitabı bitirdim ama okuduğuma pişman oldum gerçekten.Nedenleri ise; öğretmeni haşa bir Tanrı, bir peygamber, bir kurtarıcı olarak görmesi ve oradaki insanları( yani bizi) cahil, küçümseyen, hiçbir şey bilmeyen bir toplum olarak göstermesidir.Örneğin

    “Hoca benim kardeş hasta, diyor. Nesi var? diyorum. Ateşi var çok, diyor. Ölecek. İlâç vereyim mi? diyorum. Hayır portakal ver, diyor. Portakal yememiştir hiç.”

    Yada bu örnek;
    Uzatmalı şöyle dedi bir soru üstüne öğretmene: Burda, gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. Kim vurdu? diye sorarsın. Kimse bilmez. Herkes bilir. Hiçbiri ağzını açıp söylemez. Bırakırsın. Çünkü vuranı bir başkası vurur. Diyeceksin ki, Peki hukuk nerde, kanun nerde? Dağın hukuku, kanunu da bu, öğretmen.
    Kardeşim eğer bir roman,bir kitap, bir öykü vs. yazacak olursanız doğru olanları, gerçek olanları anlatın Halkımızı, bizi, insanlarımızı...

    Yalan söylemek günahtır, yalan söy­lemek insana yakışmaz,
    bir de diyor kitapta. Daha neler neler...

    Filmini izlemedim ama filmde de böyle olayların olduğuna dair duyumlar aldım.
    Bu roman ve bu film, birbirinde yankılanan simetrik metinlerdir. Başka bir simetriyi yazar ile oyuncu arasında da görürüz. Görselde görüldüğü gibi romanın yazarı Ferit Edgü’nün 1965 yılında Hakkâri’de öğretmenlik yaparkenki giysileri ile 1983’te “onu canlandıran” Genco Erkal’ın giysileri aynıdır. Ancak simetrinin kırıldığı noktalar da vardır, bu yüzden her iki metin de eksiktir. Çünkü ikisi de ancak öbürü ile tamamlanır. Birinde eksik söylenenin devamını öbüründe buluruz.

    Filmin senaristi Macit Koper’dir. Yönetmenliğini Erden Kıral, müziklerini Timur Selçuk yapmıştır. Senaryoya Edgü’nün yanı sıra Tezer Özlü’nün de katkısı olmuştur. Roman gibi film de pek eleştirilmemiştir. Bunun nedeni, “bizim” merkez algımızı garantiye alması ve “taşra”ya bakışımızı iyice berkitmesidir. Roman ve filmin ana karakteri olan öğretmen “biz”izdir. Bu durum, her iki sanatsal tür için de yaygın bir özellik olabilir. Yani roman okuyan modern insanlar olarak hemen hepimizin bakış açısı ile ana karakterinki büyük ölçüde örtüşür.

    Ama ana karakter olan öğretmen her ne kadar merkezin seçkin salon erkeği olarak kurgulansa ve doğanın içinde bazı gerçekleri tanıyıp olgunlaştığı için metnimiz olgunlaşma/oluşum romanı sayılabilse de en önde sömürgeci bir bakışı görürüz. İktidar onun elindedir, çünkü iktidarın diline sahiptir ve o dili ücraya taşır. İkinci egemenlik simgesi ise bayraktır. Romanın başında köyde bayrak yoktur, ama romanın sonunda öğrenciler “karlar çekildiği için” oradan ayrılan öğretmeni gönderdeki bayrağın altından uğurlarlar: “Çocuklar okulun önünde. Bayrağı direğe çekmişler. Bağırıyorlar ardımda” (s. 191). Dolayısıyla öğretmen görevini yapmış, otoriteyi oraya dil ve bayrak olarak yerleştirmiştir.

    Klasik sömürgeci anlatıda sömürgeli daha çok kadın ve çocuk üzerinden tarif edilir. Buradaki erkek öğretmen de bütün erkekliği kendisinde toplamıştır. Köyün kadınları öğretmene âşıktır (muhtarın ikinci eşi Zazi, muhtar ile Zazi’nin küçük kızı Asya gibi), köyün bütün çocukları ise öğrencisidir. Aynı zamanda kendini “Nuh” olarak görür, ilk ata değilse de ikinci atadır. Sayfa 20’de ise “Mesih”tir ve ilk buyruğunu söyler: “Yaşamak, yaşamayı sürdürebilmek için kişiliğini bulmak zorundasın. İlk buyruğum bu oldu. (Bunu, geçen zaman içinde başka on buyruk izledi.)”

    “O”ya bakalım. “O”, öğretmenin sevgilisidir, öğretmen ona mektuplar yazar, buraları, bu insanları anlatır. “O”, öğretmenin arzu ve mastürbasyon nesnesidir. Sürekli olarak uyur ya da uyanıkken öğretmenin hayaline girer ve onunla sevişir. Öğretmen sık sık “O”nun “buralardan olmadığını”, “yeşil gözlü ve sarı saçlı olduğunu” söyler. Buralı kadınlar onun arzu nesnesi değillerdir, şimdilik.

    Muhtarın, gelişinden bir süre sonra öğretmenle gerçekleşen konuşmasının romanda eksik bırakılan kısmını filmden tamamladığımızda, ona küçük kızını teklif ettiğini görürüz: Muhtar, öğretmene erkek olduğunu, bir kadına ihtiyaç duyacağını, ona birini satın alabileceğini, giderken de yanında götürmek zorunda olmadığını söyler. Bir tür mevsimlik eş! Muhtar bu sözleri, 14-15 yaşındaki kızı öğretmene yemek koyup salondan çıktığında önce kızına sonra öğretmene bakarak söyler. Bu “pedofili” iması, ileride tekrar edecektir. Tam da “O”yu okulda hayal edip boşaldığında, “sınıfa girmekten” korktuğunda: “Dişlerimi sıktım. Gözümü açmaya, sınıfa girmeye korkuyordum. Git çal Muhtarın kapısını. Kabulüm, de. Nem varsa al, de. Parasını öderim, de. Kabulüm. Kıyın imam nikâhını, de. Ya da onu da yapmayın, ben günahtan korkmam, de. Ve al koynuna. Bu geceden tezi yok, al koynuna, o narin, saçları bitli yavruyu. N’olacak, temizlersin bitlerini. Bir güzel yıkarsın. Sirkelersin. Dedetelersin” (s. 100-101).

    Köydeki hemen herkes öğretmenin cinsel buhranlarını dindirmek için seferber olmuş gibidir. Halit, öğretmene kız kardeşi Zazi’den bahseder ve ballandıra ballandıra anlatır. Hatta bir gece sarışın birini bulup hayal mi gerçek mi olduğu anlaşılmayan bir şekilde çırılçıplak olarak öğretmenin odasına sokar. Muhtar ona küçük kızı Asya’yı mevsimlik eş olarak teklif eder. Asya, sınıfın penceresinden baygın baygın ona bakar. Zazi, kocasıyla sorunlarını ona taşır. Seyit, yanına gidip ölmüş bebeğini “babası gibi okşadığı için” ona teşekkür eder filan.

    Romanın Kürtleri anlatan diğer romanlardan farklı yanları da vardır. Mesela öğretmen “onların dilini öğrendim” der. Romanda bu dilden tek bir sözcük görürüz: Na (hayır). Elbette romanda tek bir Kürtçe sözcük kullanmanın nedeni, öncelikle sansür ve daha ötesi şeylerle karşılaşma olasılığıdır. Ama filmin montajı Almanya’da yapılmıştır. Filmde Kürtçe diye duyduğumuz belirgin bir sözcük yoktur; ünlemler, birtakım sedalar, bazı sesli harflerin defalarca tekrarlanıp uzatılması ya da yansımalı sesler. Dolayısıyla bir dille değil, bir nidayla karşı karşıyayızdır. Her ne kadar “onların dilini öğrendim” dese de şu “yöntem” çok dikkat çekicidir: “Onlarla anlaşabilmek için, onların dilini öğrenmeden, hangi sözcükleri kullanmalıyım, hangi sözcükleri öğretmeliyim? diyor.
  • îrem.. ☀ paylaştı.
    Yine kimse okumayacak ama olsun.. ...

    En azindan eşeğin golgesini merak eder belki birkaç kişi ...

    5 Nisan 1968 günü Amerika'nın Iowa Eyaletinde 840 nüfuslu Riceville yerleşimi okulunda bir öğrencisi sınıf öğretmeni Jane Elliott'a bir gün önce öldürülen siyahi aktivist Martin Luther King'in neden öldürüldüğünü sordu. Sonradan psikoloji bilimi tarihine geçecek olan deneyini Elliott o bir anda tasarladı ve 8-9 yaşlarındaki hepsi beyaz olan öğrencilerini "mavi gözlüler" ve "kahverengi gözlüler" olarak ikiye ayırdı. Mavi gözlü öğrencileri sınıfın arkasına oturttu ve kahverengi öğrencilere de yeşil kartondan bir kolluk taktı sonra da " Burada ve her yerde kahverengi gözlü olanlar daha zeki daha temiz ve daha başarılıdırlar" dedi. Sonra da tahtaya dönüp "MELANİN" yazdı ve izahatını sürdürdü; "İnsanların göz rengini işte bu adını yazdığım kimyasal belirler. Doğum esnasında ne kadar fazla melanin salgılanırsa bebekler de o kadar zeki insanlar olurlar ve melaninin bolluğu da göz renginden anlaşılır. Kahverengi gözlü olmayanlar unutkandırlar, yaramaz olurlar ve kurallara daha az uyarlar. Söyleyin bakalım kahverengi gözlüler, hakikaten mavi gözlü olan sınıf arkadaşlarınız başarısız değiller mi?" Kahverengi gözlü çocuklar neşe içerisinde öğretmenlerini onayladılar. Jane Elliott hemen kurallar koymaya başladı " Bu günden sonra sınıftaki su sebilleri ayrılacak " kuralı ilk kuraldı "niye" diye sordu mavi gözlü bir çocuk ve kahverengi çocuklar "sizden mikrop kapmayalım diye aptal" cevabını aldılar. Mavi gözlü çocuklardan biri bir anda bir şey fark etti ve Jane Elliott'a "Ama siz de mavi gözlüsünüz" dedi ve cevabı yine kahverengi gözlü çocuklardan aldı; "Eğer kahverengi gözlü olsa idi müdür ya da müfettiş olurdu" diye. Bir anda kahverengi gözlü çocuklar lider ruhlu kendine güvenir ve hoyrat olurken mavi gözlü çocuklar silikleşmiş ve ezik durmaya başlamışlardı. Elliott biraz ileri giderek de kahverengi gözlü çocukların yanlış yaptıklarında mavi gözlüleri cezalandırmasına izin de verdi ve çok acımasız olduklarını gördü. Sonraki bir iki günde mavi gözlü çocukların başarılarında ve kendilerine güvenlerinde hissedilir bir düşüş yaşandı. Kahverendi gözlü çocuklar mavi gözlüleri itip kakıyorlar hor görüyorlardı ve işin garibi mavi gözlüler sadece boyun eğiyorlardı.

    Öbür hafta Jane Elliott melanin hormonunu yanlış değerlendirdiğini hafta sonu okuyup inceleyince aslında melaninin mavi gözlülerde daha fazla olduğunu ve zeki ve başarılı olanların aslında mavi gözlüler olduğunu söyledi. Yeşil kolluklar mavi gözlülere takıldı, sınıfta kahverengi gözlüler arka sıraya oturtuldular ve durum tamamen değişti. İlginç bir şekilde bir hafta boyunca aşağılanmış olan mavi gözlüler "iktidarı" ele geçirince daha az acımasız oldular ama bu sefer kahverengi gözlü çocukların başarılarında düşüş yaşandı.İki haftanın sonunda Jane Elliott çocuklara bir deney yaptığını ve melanin isminde bir hormon uydurarak son iki haftada hep birlikte öğrenip gözlemlediklerini hatırlattı. Çocuklar çok rahatladılar aralarında birbirlerine sarılıp ağlayanlar oldu ve hep birlikte ırkçılığı anlamış oldular.

    Jane Elliott bu deneyden sonra sayısız televizyon programına çıktı, yaptığı deney sayısız kere tekrarlandı ve psikoloji biliminin literatüründe onun ismi ile yer aldı ama söylemeye gerek yok Riceville yerleşimindeki öğretmenlik görevine son verildi. Hatta çocukları sokaklarda tartaklandı ve kendisi ile eşine en olmaz hakaretler edildi.

    ------------------------

    Sebepsiz nefret içgüdüsü, sanki doğumdan itibaren hepimizde var öyle değil mi? Sadece ırklarla ilgili de değil. İnsanoğlu kendi gibi olmayana, kendi gibi yaşamayana, kendisinden farklı düşünene, daha zengin, zeki, itibarlı, eğitimli, etkin ve başarılı olana, yanlış yaptığını kendi fark edince doğruyu yapana, uyarana "nefret" hissi duyuyor. Dünya kurulduğundan beri sayısız göç, sürgün, zulüme neden olan bu duygu tıpkı enerji gibi tükenmiyor, kaybolmuyor sadece şekil değiştiriyor.Daha da kötüsü bence bu güdüyü yok etmekle yükümlü olan kanaat önderleri, eğitimciler, din adamları, siyasetçiler "eşeğin gölgesi" ile ilgileniyorlar☹️

    Eşeğin gölgesi öyküsüne gelince eski Atina’da önemli bir soruna çözüm aranırken kürsüye fikrini söylemek için filozof Demostenes çıkar. Ancak kekeme olduğundan sözünü dinletemez. İnsanlar sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir. Bunun üzerine Demostenes, “Bir hikaye anlatıp ineceğim” diye bağırır ve sessizlik olunca anlatmaya başlar:

    “Bir yolcu Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamış. O eşeğin üzerinde, kiralayan eşeğin sahibi de yayan olarak yanlarında beraber yola çıkmışlar. Derken öğle sıcağı bastırmış, biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için durmuşlar ama hiç gölgelik yokmuş ve eşeğin sahibi hemen eşeğinin gölgesine sığınmış. Eşeği kiralayan, ‘Sen çekil gölgede benim oturmam gerek’ demiş. Eşeğin sahibi itiraz etmiş: ‘Tabi ki ben oturacağım, çünkü eşek benim.’ Yolcu; " Ama eşeği kiraladım’ deyince de, ‘Ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil’ cevabını almış ve tabi sonunda aralarında kavga çıkmış.

    Hikayeyi dinleyen herkes dikkat kesilmiş ve hikayenin sonunu bekliyormuş ama Demostenes bu noktada kürsüden inmiş ve uzaklaşmaya başlamış. Dinleyiciler," Hey ne oldu sonunda? Hikayenin sonunu anlat” diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye dönmüş ve demiş ki; “Ben sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama siz eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Artık ne fikrimi söyleyeceğim ne de öykünün sonunu” ve yürüyüp gitmiş.

    Benim de size yazmış olduğum bu "sebepsiz nefret" konusu o kadar önemli olmasına rağmen ne yazık ki "eşeğin gölgesi" kadar bile dikkat çekmiyor."

    Paylaşılamayan nedir? ideolojiler mi? tarihin yükü mü? toplumsal saplantılar mı? iktidar mı? şovenizm mi? Bana göre her biri "eşeğin gölgesi.”

    Eğitim sistemleri, müfredatlar, inançları öğretenler , liderlikler ne yazik ki bu duygunun yanlış / ilkel ve herkese zarar verici olduğunu "Ama-fakat-ancak" sız vurgulamıyorlar ve her yıl anımsayacak vahşet ve acı çoğalıyor.

    Lütfen okuduktan sonra bir nokta dahi olsa yorum yapalım.
  • îrem.. ☀ paylaştı.
    Bugün şöyle düşünüyorum: Bir kadın hayır diyorsa bu hayırdır. Hepsi bu kadar. Bu sınırı aşan, psikolojik ya da fiziki şiddet kullanıyor demektir. Kadının biri öpücük verdiğinde, bu onun benimle yatmak istediği anlamına gelmez" (38 yaşında bekar bir erkek).
    Alberto Godenzi
    Ayrıntı Yayınları
  • îrem.. ☀ paylaştı.
    Merhaba.. Liseli ve liseye hazırlanan, maddi durumu olmayan arkadaşlarımız için kitap toplama kampanyası başlattık. Kitap bağışı yapmak isteyenler bana ulaşabilir..
  • Çok çirkinim, sorun değil çünkü siz de öylesiniz..

    Kurt Cobain
YAŞIM SENİ İLGİLENDİRMİYOR..!!!
ETKİLEŞİM VERMEYECEKSEN TAKİP ETME..!!!
http://anitsayac.com
1000Kurdî
2×2=1
#57658037
lise 3 (aşçılık /pêjerî )
Mêrdin /Qoser
322 okur puanı
22 Eki 2019 tarihinde katıldı.
2020
17/50
34%
17 kitap
3.694 sayfa
5 inceleme
155 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okudukları 3 kitap

  • Şivanê Kurd
  • Sofi'nin Dünyası
  • Denemeler

Okuduğu kitaplar 24 kitap

  • Sherlock  Holmes - Sussex Vampiri'nin  Macerası
  • Satranç
  • Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
  • Hamlet
  • Ez Xelefim
  • Uzaklıklar, Eski Denizler
  • Kumarbaz
  • Yarım Kalmışlıklar Var
  • Kimsenin Freya'dan Haberi Yok
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Kütüphanesindekiler 21 kitap

  • Sherlock  Holmes - Sussex Vampiri'nin  Macerası
  • Satranç
  • Kumarbaz
  • Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
  • Hamlet
  • Ez Xelefim
  • Uzaklıklar, Eski Denizler
  • Fedailerin Kalesi Alamut
  • Kimsenin Freya'dan Haberi Yok
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu

Beğendiği kitaplar 23 kitap

  • Sherlock  Holmes - Sussex Vampiri'nin  Macerası
  • Satranç
  • Kumarbaz
  • Bir Kadının Yaşamından 24 Saat
  • Hamlet
  • Ez Xelefim
  • Uzaklıklar, Eski Denizler
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
  • Qazî Muhammed
  • Çîrokên Gelerî

Beğendiği yazarlar 11 kitap

  • Lev Nikolayeviç Tolstoy
  • Mehmed Uzun
  • Ernesto Che Guevara
  • Celadet Alî Bedirxan
  • Rênas Jîyan
  • Receb Dildar
  • Selim Temo
  • Occo Mahabad
  • Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
  • Selahattin Demirtaş