Yeğenimin sevdiği kadında beni en çok duygulandıran özellik, kadının mutlak bir özgürlükle hareket edişi, kendini unutup içinde bulunduğu anı, hep var olan ve giderek genişleyen bu anı doyasıya yaşayışı oldu. Otuz yaşlarında olduğunu tahmin ettim; ama bir genç kız kadar çevik ve saf görünüyordu; bu kadar güzel bir kadının sıradan bir beyaz tulum ve ekose pamuklu gömlekle sokağa çıkması çok hoşuma gitti. Bunun bir özgüven belirtisi, ancak çok güçlü, ayağı yere çok sağlam basan insanlarda görülebilen başkalarının ne diyeceğine aldırmama tavrı olduğunu hissettim.
"Her koşulda o kadın harika biriydi, değil mi?"
"Kim bilir. Aşkın sağlık sigortası kapsamında olmayan bir ruh hastalığı olduğunu kim söylemişti?"
Soeda ses çıkarmadan güldü, gözlüğünün kemerini parmağıyla hafifçe itti.
İnsanlarla oda arkadaşlığı yapmak zor bir iş; eğer sizin bavullarınız iyi cinsten, onlarınkiler değilse yani. Oda arkadaşınız akıllı filan biriyse ve herifte iyi bir mizah duygusu filan da varsa, sanıyorsunuz ki, kimin bavulu daha iyiymiş diye kafaya takmaz,ama takıyor. Gerçekten takıyor. İşte, Stradlater gibi budala bir herifle oda arkadaşlığını yeğlememin nedenlerinden biri de buydu. En azından, onun bavulları da, benimkiler kadar kaliteliydi.