Dünyanın asıl devleri yazan insanlardı; onlar yılda otuz bin dolar kazanan ve isterlerse Yüksek Mahkeme'de, yargıçlık yapabilecek olan Bay Butler gibilerinden çok daha üstündü.
Ben de o resmi düşünüyordum. Strickland o resimde kendini nihayet bütünüyle ifade edebilmişti, diyordu içimdeki bir ses. Sessizce çalışmış, belli ki bunun son şansı olduğunun bilinciyle hayata dair tüm bildiklerini ve sezdiklerini bu resme aktarmıştı. Ayrıca onun nihayet huzur bulduğunu da düşünüyordum. Onu ele geçiren şeytan nihayet içinden çıkmıştı ve uğruna bütün yaşamını acı dolu bir hazırlığa çevirdiği eserini tamamladığında o uzak ve ıstırap çeken ruhuna dinginlik çökmüştü. Ölmeye hazırdı, çünkü amacını yerine getirmişti.
Ama benim için bir noktayı netleştirmişti: insanlar güzellikten bahsetmeyi hafife alır, sözcükleri derinden hissetmediklerinden o sözcüğü de umursamazca kullanırlar ve gücünü yitirmesine yol açarlar; o yüzden de güzellik derken anlatılmaya çalışılan şey yüzlerce sıradan nesneyle aynı adı paylaştığı için itibarını yitirir.