Yol Ayrımı profil resmi
Yol Ayrımı kapak resmi
Nerde boynu bükük, yüzü asık, açlıktan bitap düşmüş bir aslan görsem yüreğim parçalanır, çok üzülürüm, kahrolurum. En mutlu olduğum an ise bir Kaplan'ın geyiği avlamak için peşinden koştuğu an ve onu yakaladığı andır.
istanbul
160 okur puanı
02 Ağu 2015 tarihinde katıldı.
Nerde boynu bükük, yüzü asık, açlıktan bitap düşmüş bir aslan görsem yüreğim parçalanır, çok üzülürüm, kahrolurum. En mutlu olduğum an ise bir Kaplan'ın geyiği avlamak için peşinden koştuğu an ve onu yakaladığı andır.
istanbul
160 okur puanı
02 Ağu 2015 tarihinde katıldı.
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    302 syf.
    ·15 günde·7/10
    “Hiç kimse bir Şimşek aydınlığı gördükçe Pervin’in niçin haykırdığını, niçin saçını başını yolduğunu, kendini yerlere attığını, niçin kafasını taşlara vurduğunu, niçin tepindiğini, anlamıyor, çünkü bu anda hastanın gözleri önüne gelen manzarayı bilmiyor, bu onlar için ebedi meçhuldür, bunu yalnız biz yani bu kitabı okuyanlar, bu hileyi en yakından, bu hileyi içinden seyredenler, bunu yalnız biz yanı bu kitabı okuyanlar biliyoruz.” Kitabın arka sayfasından böyle yazıyor. Gerçekten de kitabı okumayan Pervin’in neden, niye böyle davrandığını bilemeyecektir. Öğrenmeniz için bence bir an önce okumalısınız.

    Pervin, Sacid ve Müfid, üç kahraman ve gelişen olaylar. 20. yüzyılın başında İstanbul ve aile içi çekişmeler. Sağlık sorunları ve ruhsal sorunları had safhada olan bir eş, Müfid. Eşini sevmekle birlikte eski aşığını da göz ardı edemeyen karaktersiz bir kadın, Pervin. Bütün bunların yanında yeğeninin karısı ile birlikte olmaktan mutluluk duyan bir başka karaktersiz Sacid. Sosyete yaşantısı ile geleneksel hayat arasında gidip gelen yaşamlar.

    Peyami Safa Türk edebiyatının en önemli romancılarından bir tanesi. Şimşek romanı insan psikolojisinin ruhi bunalımlarını ve çatışmalarını güzel bir şekilde dile getirmiş. Yazarın diline ve üslubuna hayran olamamak elde değil.

    Şimşek’te olaylar o kadar akıcı bir şekilde işlenmiş ve karakterlerin psikolojileri o kadar iyi tahlil edilmişki onlarla birlikte yaşıyorsunuz sanki. Ayrıca kitaptaki sürprizler cabası. Kitaba sadece bir aşk romanı gözüyle bakmak çok anlamsız bence. Şimşek psikolojik-gerilim dalında en iyilerden. Bu tür kitaplardan hoşlananlara okumalarını kesinlikle tavsiye ederim.

    Peyami Safa’nın büyük bir zevkle okuduğum bu kitabı Sacit, Pervin, Müfit arasındaki psikolojik güç mücadelesini anlatır. Roman, kadın-erkek ilişkisinin yasak aşk gerçeklerini başarılı bir şekilde sunar. Yazar özellikle romanın kötü karakteri Sacit’in ruhsal karakterini çok başarılı anlatmıştır. Diğer iki karakter ise silik karakterlerdir. Sacit onlar üzerinde baskı kurmuştur. Ama bu kurduğu baskı sonunda onu da felakete sürüklemiştir. Türk edebiyatının en başarılı romanlarından biri olan Şimşek’i okumanızı tavsiye ederim…
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    232 syf.
    ·9 günde·7/10
    Türkçeyi tamamen her türlü güzelliğini kullanarak ama asla kelime oyunu yapmayarak yazdığı Gölgesizler ile tanıştım bir yerden.

    Hasan Ali Toptaş'ı hiç okumayana, ilk kitap olarak bu eserle başlamamasını öneririm. Çünkü önce yazarın daha kolay kitaplarını deneyimleyip, o kendine has yazım diline ve edebiyat ruhuna alışmanız gerekir. Gölgesizler eseri akıcı olsa da anlaşılması daha doğrusu sindirmesi o kadar kolay lokma değildir. Kurgusu efsanedir ki zaten kurgusunun esrarına kapılan bir filmi de çekilmiştir. Müthiş bir hayal gücüyle yazılmış.

    Düşle gerçeğin iç içe geçtiği bu postmodern romanda varlık-yokluk sorunları ve zaman-mekan ilişkisi ele alınmıştır. Romanda ikili bir anlatım söz konusu. İki farklı yer ve iki farklı zamanda yaşanan olaylar anlatılıyor fakat okurken sanki aynı zamanda ve yerde yaşanıyormuş hissi veriyor. Okuduğum diğer Hasan Ali Toptaş romanlarından biraz farklıydı fakat farklı tatlar arayanlara tavsiyemdir.
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    194 syf.
    ·8 günde·9/10
    Anlatım biçimi çok farklı bir kitap bazen bir deneme tadı bazen ise bir destan gibi bölümün ne zaman biteceği belli değil. Çok farklı bir roman. Şiir kitabı gibi dize şeklinde yazılmış ancak şiirsel değil sadece dize biçiminde yazılmış türk edebiyatının temel eserlerinden birisi olmuş bir kitap.

    Türk edebiyatı'nda doğu gerçeğini tüm zamanlarda kavramımıza yarayan kapsamlı bir roman.
    İlgisizlik, unutulmuşluk yörenin kendi hukukunu oluşturmasına neden oluyor. İşlenen cinayetler karların yolları kapaması gibi hukukun yolunu kapatıyor. Ekonomik zorluklar, hırsızlık ve cinayetleri tetikliyor. Ölenler öldükleriyle kalıyorlar. Hukuk can bile çekişemiyor. Köy ağalarına eyvallah diyen valiler, köy öğretmenlerinin ne kadar iyi yazdıklarından şikayet ediyorlar.
    Dışardan gelen hiç kimse bu bir ömür kış uykusuna yatmış insanların kaderini değiştiremiyor.

    Ferit Edgü'nün Hakkari'nin bir köyünde öğretmenlik yaptığı süre boyunca izlenimlerine eşlik ederken 'Keşke memleketimizin her yeri eşit koşullara ve belirli bir gelişmişlik düzeyine sahip olsaydı.' diye düşünmeden edemedim. Hakkari'ye hiç gitmedim fakat ben Hakkari'deki kışı sevmedim. Ölen bebeklerin, kar altında ayakkabısız gezen çocukların, yeri geldiğinde bir doktora muhtaç olan fakat buna dahi ulaşma imkânı olmayan insanların yaşadığı hayatı sevemedim.

    Kitapta anlatıcı gördüklerini ve yaşadıklarını kendisi yazar, kendisi anlatır ancak sanki bu anlatımda anlatıcı aradan çekilmiş, bize sayfalardan bir pencere açmış ve gittiği Pir. köyünü göstermiştir. Kitabın hiçbir yerinde köy soğuktur demez, soğuğu hissettirir, hiçbir zaman bir ölüme üzüldüm demez, üzülür ve üzer. Yaşadıklarının ve hissettiklerinin yanında oralarda idari işlerin nasıl yürüdüğünü, âdetlerin, geleneklerin ne olduğunu, oradaki yaşantının zorluğunu, insanların sorunlarını çok samimi bir dille ve oldukça gerçekçi bir biçimde anlatır. Umutludur, kötüye giden bazı şeyleri değiştirmek ister ve bu uğurda yılmaz. Dertlidir, öfkelidir, asabidir; korkmaz, karşısındaki kim olursa olsun sesini yükseltmesini bilir.

    Ferid Edgü'yü ilk defa okuyorum. Gerçekten muhteşem bir dili var. Kısa kısa cümleler ancak bir o kadar da etkileyici. Ve seçtiği konu itibari ile doğunun sesine kulak veriyor. Bir öğretmenin yaşadığı anılarını anlatıyor Ferid Edgü. Ne diyordu; kendi dilimi öğretmek yerine onların dilini öğrenmeliydim. Gerçekçi bir biçimde yazılmış güzel bir eser. Mutlaka okunmalı.
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    368 syf.
    ·28 günde·8/10
    Köy hayatını, köy insanlarının yaşamlarını ve içsel gerçeklerini anlatan harika bir kitap. Kahramanlar o kadar güzel yansıtılmış ki hangi köye sapsanız onlardan birini şimdi bile görürsünüz. Onlarla kızıp, onlarla yorulup, onlarla mutlu oluyorsunuz. hele Kır Abbas… Bu adama hem çok kızıyorsunuz hem de çok seviyorsunuz. Ve Öğretmen Rıza’nın, muhtarın, Yusuf Oğlan’ın, Senem Gelin’in ve köylülerin de hakkını yememek lazım. Hepsi ama hepsi aslında bizim çok yakınımızda. Tabi yaşadıkları sıkıntılar da.

    Fakir Baykurt’tan köye ve köylüye dair bir başyapıt… Küçümsenen, beğenilmeyen köylünün neler yapabileceğini, nasıl yoktan var ettiğini görüyoruz. Bu güzel işlerin devlet tarafından destekleneceği yerde köylünün engellerle karşılaştığını gördüğünüzde düzene bir kez daha sövüyoruz. Romandaki kaplumbağa imgesi ve kaplumbağalara dair bölümleri okuduktan sonra gördüğümüz her kaplumbağada Tozak köyünü, Kır Abbas’ı hatırınıza getirip hüzünlenmemek elde değil.

    Yazılmış en iyi köy romanlarından biri ‘Kaplumbağalar’. Alevi köyünde geçiyor hikaye. Ama diyelim yoksulluk var, diyelim apaçık bir köy gerçeği var. Çırılçıplak bir cehalet var, ama zararsız, şehre çıkınca kendini belli eden, ama köyde sırıtmayan. Mesela çok ciddi bir tespit var ki; bugün hala geçerliliğini koruyan ve ciddi bir çoğunluğu ilgilendiren bir tespit. Şehirden tapu için gelen memurlara yumurta pişirir köylüler ve ‘şehirli’ bir memur yumurta yerken, bir tavuğun heladaki dışkıları eşelediğini görür yumurtayı yiyemez. Bu bir statü göstergesi, mesela bu bir imgeye dönüşür, tiksinmek olarak zuhur eder.. Sonra küçümsemek olarak zuhur eder. Halbuki o memur da aslında köylüdür. Halbuki tavuğun dışkıyı eşelemesinin bilimsel bir açıklamaya ihtiyacı yoktur. Bunu herkes bilir. Yumurta daha güzel olur öyle. Ama o memur ve onun gibiler geldikleri yerleri çabuk unuturlar ve kötü birer eleştirmen olurlar. Toplumsal dönüşüme en ufak katkıları yoktur.
    Öte yandan köylü ciddi bir çaresizliğin içerisinde kıvranmaktadır. Köye kil satmak için gelen adamın, kadınların çocukların önünde:’İyi-si-kil-in haaa!’ diye bağırmasına dahi ses çıkaramaz.
    Daha buna benzer birçok şey var elbette. Ama kaderine terk edilmiş bir sınıf, köylü sınıfı, kendi kendine birşeyler yapmak istiyor ve yapıyor da.. Fakat kendi kendine pek birşey yapamayan üst sınıfların, üst düzey yöneticileri, küçük hesapların peşinde koşan küçük adamlar oldukları için hiçbir fırsatı kaçırmazlar. Hikaye de bunun üzerine kuruludur. Çok can yakan bir sonu olan bu kitabın satır aralarında birçok mesaj var.

    Beni Fakir Baykurt ile tanıştıran “Kaplumbağalar” romanınıdır. Okuduğum en iyi köy romanları arasında sayabilirim. Çorak Tozak Köyü’nün yoksul ama kanaatkar, cahil ama çalışkan insanları, Kır Abbas ve Eğitmen Rıza’nın önderliğinde canlarını dişlerine takıp elele vererek, bir üzüm bağı yeşertirler köylerinde. Bağı kurarken kendilerine “nasıl biliyorsanız öyle yapın” diyen bir “Devlet Ana” vardır. Lakin bağlar yeşerip, üzümler küfelere dolduğunda, üzümü yemek isteyen, aynı zamanda bağın da hesabını soran bir “Devlet Baba” çıkar karşılarına…
    Bu muhteşem köy romanını okurken, ilk satırından son satırına kadar siz de bir Tozak köylüsü olursunuz. Bağ çapalanırken yorulur, üzümlerin olmasını beklerken sabırsızlanır, bağbozumu yaparken sevinirsiniz. Fakat kitabı bitirdiğinizde bağından edilmiş bir Tozaklı olmanın hüznü ruhunuza bu kitaptan yadigar kalacaktır.

    Toplumcu gerçekçilik anlamında yazılan önemli bir eser. Toplumsal mesajlar veren güzel eserdir. Okumanızı tavsiye ederim
  • Sazlıkta rastladım birine... Sordum neden göçtüklerini? Duraksadı. İnanamadım! Herifin yalancısıyım... Sizin oraların töresince, evlenecek kızın kızlığı da tekfurunmuş... Yalan değil mi Şövalyem, olmaz böyle şey değil mi?
    Yalan yok!... Allah'ın emridir. "Köylünün canı soylunun" ne demek? Geriye kalır mı bir şey? Gerdek gecesi, diler kızlığını alır, diler kan pahasını...
  • Höst! Bundan böyle aklına yaz, hiç unutma! Şövalye adayısın! Dahası benim bayraktarımsın! Soylu Hıristiyan hiç suçlu olmaz. Çünkü soylunun soyluluğu gibi, yaptığı da hep Allah'tandır. Pazar baçını artırmaya geldi mi, senyörün keyfinedir. Kimse karışamaz. Kendi toprağında dilediğini yapar. Çünkü toprağı da soylular için yaratmıştır, Allah! Salt toprağı değil, üstündeki köylüyü de bağışlamıştır mal diye, canı çekerse, asar!
  • Olmaz Şövalyem... Olmaz öyle şey... Uçtur buraları... Uçlarda düzen bozmak hiç olmaz! Türkmen'e bulaştın mı öldürmekle yakanı kurtarabilemezsin! Aslında büsbütün kurtulayım dersen, ölüp kurtulacaksın!
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    "Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım." 🧠

    Sabahattin Ali
  • Yol Ayrımı paylaştı.
    266 syf.
    ·17 günde·Puan vermedi
    Sistemin toplumu tüketim bağımlısı olmaya ittiği, yaşam amacının hayattan zevk almaktan ibaret olduğu, etik kavramının tamamen alt üst olduğu ve doğumdan ölüme kadar hemen her şeyin "yapay" olduğu bir düzen hayal edin. İşte hayal ettiğiniz düzen bu kitapta kaleme alınmış.

    1932'de yayınlanan kitap insanların laboratuvarlarda kontrollü olarak ihtiyaca uygun özellik ve miktarlarda üretildiği bir geleceği anlatıyor. İnsanlar daha embiriyo halinden başlayıp her aşamada ilaçlar ve koşullu şartlandırma gibi yöntemlerle her zaman sorgulamadan hayatta mutlu olacak şekilde yetiştiriliyor. Sisteme uymayan eski tip insanlar ise özel bölgelerde tüm dünyadan yalıtılmış şekilde yaşıyor. Kitapta önce ütopik düzen anlatılırken yalıtılmış bölgeden sisteme bir insanın girmesiyle iki sistem arasındaki çatışmalar ortaya çıkıyor. Ütopya - distopya sevenlerin ilgiyle okuyabileceği bir kitap.

    Netflix'te Black Mirror dizisini izlediğinizde aklınıza gelecek ilk kitaplardan olacaktır.
Nerde boynu bükük, yüzü asık, açlıktan bitap düşmüş bir aslan görsem yüreğim parçalanır, çok üzülürüm, kahrolurum. En mutlu olduğum an ise bir Kaplan'ın geyiği avlamak için peşinden koştuğu an ve onu yakaladığı andır.
istanbul
160 okur puanı
02 Ağu 2015 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 4 kitap

  • Babanız Atatürk
  • Kabil
  • İnsan
  • Devlet Ana

Okuduğu kitaplar 92 kitap

  • Doğu Yolculuğu
  • Cesur Yeni Dünya
  • Kamelyalı Kadın
  • Ölü Zaman Gezginleri
  • Gerçeğin Masalı
  • Gölgesizler
  • Şimşek
  • Kaplumbağalar
  • Abdalın Bir Günü
  • Yorgun Savaşçı

Okuyacağı kitaplar 86 kitap

  • Haşhaşiler
  • Mustafa Kemal
  • Otomatik Portakal
  • Cinsel Aşkın Metafiziği
  • Önce Ekmek
  • Kendini Arayan Adam
  • Aylak Köpek
  • Huzursuzluk
  • Olağanüstü Bir Gece
  • Beyaz Zambaklar Ülkesi

Kütüphanesindekiler 9 kitap

  • İt Kuyruğu
  • Kırdığımız Oyuncaklar
  • Marslı
  • Atatürk
  • Yol Ayrımı
  • Esir Şehrin İnsanları
  • Anne Kafamda Bit Var
  • Kayıp Gül
  • Peygamberden Sonra

Beğendiği kitaplar 53 kitap

  • Ölü Zaman Gezginleri
  • Yol Ayrımı
  • Esir Şehrin İnsanları
  • Efendisiz Halklar
  • Anne Kafamda Bit Var
  • Vahşetin Çağrısı
  • Köy Enstitüleri
  • Zorba
  • İnce Memed 4
  • İnce Memed 3

Beğendiği yazarlar 45 kitap

  • Halil İnalcık
  • Aziz Nesin
  • Victor Hugo
  • George Orwell
  • Oğuz Atay
  • Cahit Zarifoğlu
  • Isaac Asimov
  • Nurhan Işkın
  • Nihat Behram
  • Yılmaz Güney