ismihan Kaya

ismihan Kaya
@YolKitabevi
"İyi insanlar, iyi hayvanlar, iyi bulutlar hiçbir zaman kaybolmaz. Seven ölmez..." Nâzım Hikmet Ran
Sahaf
40 okur puanı
Temmuz 2020 tarihinde katıldı
Refik Halit Karay, Tepebaşı'nın popüler olma nedenlerinden birini "libido"ya bağlar. Erkek ve kadının rahatlıkla yan yana oturabildiği, her dinden ve milletten kadının bulunduğu bu canlı ortam, Fransız romanlarındaki kadın karakterleri canlandırmaya müsait bir zenginliktedir. Karay, sanatçıların Beyazıt'taki Küllük yerine Tepebaşı Bahçeleri'ni seçmelerinin en önemli nedenlerinden birinin bu olduğunu söyler. İstibdat zamanı bahçenin lokanta kısmı, kapıdan girildiğinde karşı tarafa denk düşer. Refik Halit Karay, Halit Ziya'nın Mai ve Siyah romanındaki ziyafetin tam burada verilmiş olması gerektiğini belirtir. Meşrutiyet dönemindeyse lokanta kısmı sol bölüme taşınır. Kadın ve Erkeklerin bir arada sosyalleşebildikleri nezih bir mekân olan, açık ve kapalı sahneleri bulunan Tepebaşı gazinosunun şarkıcıları ünlüdür. Halit Ziya Uşaklıgil'in ünlü romanı Mai ve Siyah Tepebaşı Bahçesi'nde başlar. Olayların Aynası adlı gazetenin onuncu yılı şerefine yazarlar için bir şölen verilmektedir. Romanın baş karakteri Ahmet Cemil'i bu ortamda tanırız.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Meşrutiyet döneminin ünlü mekânlarından birisi olan Tepebaşı Bahçesi'nin diğer adı Petit Champs'tır. Tepebaşı Şehir Tiyatrosu yanmadan önce çevresinde büyük bir bahçe ve gazinoyu barındırmaktadır. Devrin en büyük oteli Pera Palas ve tarihi Kanunuesasi Kıraathanesi buradadır. Başta Haçaduryan olmak üzere çok sayıda dans salonu da burada yer almaktadır. "Kapıdan içeri girdiniz mi?... Merdivenlerle inilen bir salon... Ve kalabalık bir orkestra... Her yer tıklım tıklım... Salondan çıkınız, set set bahçeler, Halice karşı... İğne atsanız yere düşmeyecek bir kalabalık. Pazarları, iç salonda, Viyana operetleri bitince, bahçedeki çalgı başlardı."
Beyoğlu, Tanzimat döneminde olduğu gibi Meşrutiyet döneminde de sanatçıların bir araya geldikleri önemli mekânlara ev sahipliği yapar. İstiklal Caddesi'ndeki Lebon Pastanesi pek çok sanatçının uğrak yeridir. Chez Lebon Tout est bon ( Lebon'da her şey güzeldir ) sözü mekânın kalitesi hakkında ip ucu verir. Namık Kemal, Ziya Paşa, Şinasi, Halit Ziya, Cenap Şehabettin (1870-1934) buranın müdavimleri arasındadır.
1915 yılında Tevfik Fikret'in ölümü üzerine yüzünün maskını alan Mihri Hanım, Edebiyat-ı Cedideciler'in portrelerini de yapmıştır. Mihri Hanım'ın Fikret'in ölümü sırasındaki üzüntüsünü yine Ruşen Eşref anlatır: "Daha iki gün evvel leyamut simasını kağıtlar üzerinde yaratmağa çalışan ressam kadın, siyah çarşafı, siyah peçesiyle simsiyah bir kelebek gibi -şairin matem rengine bürünmüş ilhamı gibi -ayak ucunda çırpınıyor, hıçkırıyor. Ellerine kollarına, alnına konuyordu."
Tevfik Fikret Meşrutiyet döneminin ressamlarıyla da ilişki içindedir. Mihri (Müşfik) Hanım onun portresini yapmıştır. Taha Toros, Fikret'in ölümünden sonra odaya ilk giren kişinin Mihri Hanım olduğunu söyler. İki sanatçı da yenilik yanlısı tutumlarıyla birbirlerine benzerler. Ruşen Eşref Ünaydın, anılarında Tevfik Fikret'in Mihri Hanım hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getirir: "Yukarıda bir hanımefendi var,resimlerimi yapıyor. Bilseniz Rübab'ı o kadar güzel okuyor, o kadar güzel tefsir ediyor ki, yazdığım şiirler bu kadar manidar mı imiş diye şaşıyorum. Bana beni anlatmağa başladı."