Mesaiye çoğunlukla akşam bitireceğimiz saat için başlarız, o nedenle mesai saatleri sıkıntı ve boşluk hissi içinde geçer. Belki de bütün günlük mesaiyi akşam paydosunun, bütün haftalık çalışmayı hafta sonu tatilinin, koca bir yıllık işimizi 15-20 günlük yıllık iznin özlemiyle geçirenlerimiz şimdi bu satırları okuyordur. Böyle bakmak, biraz moral bozucu olabilir. Zira bu açıdan ömrün büyük bir çoğunluğunun " minicik özgürlük zamanlarını" bekleyerek geçip gittiğini görürüz. Hatta çoğu zaman bütün bir tatili de belki bir sonraki tatilin planları ve arzuları için harcarız, o tatili dahi ziyan ederiz. İşte tam bu nedenlerden dolayı "Sevdiğiniz bir işle hayatınızı kazanırsanız, bir gün bile çalışmış olmazsınız" demişler.
Birçoğumuzun zihni satırları okurken sürekli oraya buraya savrulur. Hatta okuduğumuz birkaç sayfayı tekrar okumak için geri döner, sonra aslında gözlerimizin o satırlarda gezdiği sırada aklımızın hiç de orada olmadığını, okuduğumuzdan tek bir kelime dahi almadığımızı şaşkınlıkla fark ederiz. An farkındalığı, anda kalmak, kitap okurken okuduğumuz her kelimeye hakkını vermek, yazarken veya konuşurken yaptığımız işten gayrı bir şeylerle kafamızı ve bilincimizi boşuna meşgul etmemeyi başarabilmek demektir.
Beynimizdeki devreler kullanıldıkça gelişir,kalınlaşır ve hızlanır. Bir başka deyişle o devrelerin aracılık ettiği işlevler daha otomatik, daha ustalıkla yapılabilir bir hale gelir. Kullanılmayan devreler ise tam tersine zamanla zayıflayarak güçlerini ve çevikliklerini yitirir.