Gazeteci tanıdığı yoktu, İş Bulma Kurumu'na başvurdu, ancak müdür "Kızım evinde otur, dikiş tut. Memurluk sana göre değil, ezilirsin" dedi.
Eve döndüğünde, masada adına bir mektup vardı, titreyerek açtı. Enstitüden hocası olan Cumhuriyet'in Yazı İşleri Müdürü Cevat Fehmi Başkut'tan geliyordu, " Çalışmak için başvurmanızı istiyoruz" diyordu.
Pazartesi hocanın önüne çıktı. İlk soru şu oldu:
-Bu mektup ne zaman geldi?
-Cuma günü geldi hocam.
-"Neden Cumartesi veya Pazar gelmedin. Gazete çıkmıyor muo günler?"
-"Efendim, haklısınız ama ben sizin Pazar günü gazetede olacağınızı düşünemedim."
-"Yani atladın."
Böylece gazetecilikte "Atlama-atlatma” kelimelerini daha ilk anda öğrenmiş oldu. "Atlamamak" için hemen harekete geçilmeliydi.
O yıllarda gazetecilik erkeklerin işi olarak görülür, kadınların yapması hoş karşılanmazdı.
Bu yüzden, ilk günler kendisine karşı çıkan çok oldu, "Genç bir kızın, erkeklerin arasında ne işi var, gitsin evinde otursun," dediler birbirlerine.
Bazıları da "Merak etmeyin, o koca bulmak için buraya geldi. Birini bulur, kısa zamanda gider," diyordu.
Hatta gazetecilikten korkup kaçsın diye, onu bir gün “Eğitim toplantısı" diye kandırıp kavgalı bir Hamallar Derneği toplantısına gönderdiler.
Vasfiye önce toplantıya alınmadı. Ama ısrarcıydı, "Ben gazeteciyim" diyerek zorla girdi ama salonda kavga vardı, iri yarı adamlar birbirlerine girmişti. Arada kaldı. Zorlukla haberi yazdı, resimler çekildi.
Gazeteyi arayıp işinin bittiğini ve döneceğini söyleyince, "Sakın ha erken çıkma” diyerek kalmasını istediler. Akşam gazeteye gittiğinde vücudunun tamamı kıpkırmızı kabarmış, Ürtiker olmuştu.
Ama Vasfiye'nin ne kadar inatçı olduğunu kimse fark edemedi.
Hiçbir şeyden yılmadı, sadece gazetecilik üzerine yoğunlaştı. İlk kadın yargı muhabiri olarak başladığı meslekte