Her şey aileyle başlar. İnsan, gözlerini açtığı ilk andan itibaren bir ortamın içine doğar; o ortamın sevgisiyle, ilgisiyle, ya da eksikliğiyle şekillenir. Aile, sadece dünyaya getiren değil, aynı zamanda insanın karakterinin temelini atan yerdir.
Nasıl büyütüldüğümüz, çoğu zaman kim olacağımızı belirler. Sevgisiz büyüyen biri, hayatı boyunca sevgiyi arar. Gürültü ve huzursuzluk içinde büyüyen, sessizliğin peşinden gider. Şiddetin içinde yetişen ise çoğu zaman bunu bir dil gibi öğrenir. İnsan, çocukken neyi görüyorsa, büyüdüğünde onun izlerini taşır.
Elbette hayat sadece aileden ibaret değildir; insan değişebilir, kendini yeniden inşa edebilir. Ama başlangıç noktası her zaman önemlidir. Bu yüzden birçok suçun, birçok kırık hayatın arkasında eksik bırakılmış bir çocukluk vardır.
Belki de bu yüzden, hayatta anlam ararken önce “aile” kavramını doğru anlamalıyız. Gerçek bir aile olmak; sevgi, güven ve sorumlulukla mümkün. Ancak bunu başarabilirsek, belki de dünyayı biraz daha yaşanabilir bir yer haline getirebiliriz.