Kölelik bir zeka meselesi değil
bir zihin ve ruh meselesidir.
Zeka, bir insanın hesap yapabilme, analiz edebilme, ezberleyebilme ya da stratejik düşünebilme yeteneğidir. Bu yetenekler, bireyin yaşadığı baskı ya da esaret koşullarını anlamasına ve hatta bu koşullardan kurtulmak için yollar aramasına yardımcı olabilir. Ancak zeka, köleliği kırmaya tek başına yetmez. Çünkü kölelik, sadece fiziksel zincirlerle değil, zihinsel ve ruhsal zincirlerle inşa edilen bir düzendir.
Gerçek kölelik, zihnin teslim alınmasıyla başlar. Bir bireyin kendini değersiz, yetersiz, aşağı ve mahkûm hissetmesi; başka bir varlığın / örneğin Türklerin ona efendi olduğuna inanması; onun sesini, arzularını, düşüncelerini mutlak doğru kabul etmesi bir zihinsel esarettir. Bu, kendi benliğine yabancılaşmak ve özgürlüğü hayal edemez hale gelmektir. İşte bu noktada artık mesele zeka değil, zihindir.
Daha da ötesi, kölelik ruhu çürüttüğünde, birey sadece zincirlerine razı olmaz, onları kutsar. Esaretine anlam yükler, onu korur, hatta bir başkasına dayatır. Ruhun esareti, insanın varoluşunu sınırlayan en derin prangadır. Özgürlüğün ilk tohumu ruhun isyanında yeşerir, yoksa zeka o tohumu tanıyamaz bile.