Alamut, sadece tarihî bir roman değil; insan zihninin nasıl şekillendirilebildiğini gösteren sarsıcı bir eserdir. Vladimir Bartol, Hasan Sabbah ve Alamut Kalesi üzerinden güç, inanç ve manipülasyon kavramlarını derin bir felsefi zeminde işler. Romanda asıl mesele, kimin haklı olduğu değil; gerçeğin kim tarafından ve nasıl kurulduğudur.
Eser, okuyucuya rahatsız edici bir soru bırakır: İnsan gerçekten kendi düşüncelerinin sahibi midir, yoksa ona öğretilenlerin bir yansıması mı? Bu yönüyle Alamut, sadece okunan değil, üzerine uzun süre düşünülen bir kitaptır.