"Babamla yaptığımız sohbetlerden kendi adıma çıkardığım ev ödevleri var. Meselâ bunlardan biri ilmimizin, vaktimizin, kazancımızın zekâtını vermek. Bir başkası, tâlip olmamak ama talebi de reddetmemek. Tabiî ki her zaman bir ölçü dâiresi içinde. O ölçü dinimizce belirlenmiş ve bir taraftan da Osmanlı geleneğinden besleniyor. Bir öğrenci topluluğu bir konuda konuşma ya da görüşme mi talep etti, çoğunlukla kabul etmeye çalışmak lazım. Bir fayda imkânı doğuyorsa bu imkânı değerlendirmeli. Bunu da tabiî sadece söyleyerek değil, her zaman hâl ile de pekiştirmek babam için çok önemlidir." Hatice Eser Ökten
Ömrün uzaması ve bereketi; o ömrü nasıl kullandığımızla doğrudan ilgilidir. Aksi hâlde fazla yaşamakla, fazladan zaman harcamış oluyoruz. Bu sebeple, bize, yaptığımız iş dolayısıyla fazlasıyla ömür verilmiştir. Hayatın kısalığından şikâyete mahal yoktur.
İyı bir koşu atının üne kavuşması tıpkı bir futbolcunun üne kavuşmasına benzer. Mahalle aralarında top peşinde koşturan dünün çocuğu birden herkesin gözünde büyüyerek yığınların sevgilisi olur, işten anlayanların hayranlığını kazanır. Attığı gollerin sayısı arttıkça ünü de artar. Fakat sonra yavaş yavaş futbol sahalarından çekilerek unutulup gider. En kötüsü de onu ilk unutanların en çok alkışlayanlar olmasıdır. Tabii onun yerine yeni bir futbolcu gelir. İşte koşu atının yazgısı da böyledir. Koşularda kazandıkça ünü artar. Yalnız insanlardan tek farkı, kıskananlarının olmayışıdır. Çünkü at atı kıskanmaz; insanlar ise, çok şükür, atları kıskanmayı öğrenememişlerdir.
"Bazen yaşamak zorlaşır çünkü. İnsan, hayatın yükünü taşıyamaz olur. Her şey gözüne karanlık görünür. İşte o zaman, bütün bunların geçici olduğunu düşünmeli. Şimdi ağlıyorum ama, yarın güleceğim, demeli."