Ah Zeze, 2 sene önce okuduğımda ne kadar ağladım..
ben kimseden dayak yemedim, hayır yanlış oldu ben dayağı hep kendimden yedim..ve bu da çok acıtıyor. neyse bu sonuçta bir inceleme.
sonra devamlarını da aldım, okudum. onlar da çok dokundu bana, genç Zeze, yetişkin Zeze..
ama hiçbiri benim minik Zezem kadar olmadı. Hatta bazı zamanlar, kitabı bitirdikten sonra bile, senden güç aldım Zeze. Senin hayalinle konuştum, dışarıdan bakan biri beni deli sanırdı. hoş, yanlış da sayılmaz. :) ama sen hiç büyümedin bende. hayalin hep şeker portakalıyla oynarkenki halindi. ya da Kraliçe Charlotte yi ( tam hatırlamıyorum yanlış yazmış olabilirim) selamlarken ki halin. Portuganın arabasının arkasında oyunlar yaparken ki halin.
küçükken hep haylazlıklar yapmak istedim.
sokaklarda koşturmak.. ama annem buna hiç izin vermedi. evde bile oynamak sınırlıydı. yani bir yandan çocukluğun bu yanlarını göremedim sanırım. hep eksik kaldı bir şeyler..
annem başka şeylere sinirlendiğinde acısını benden çıkarırdı. fiziksel değildi ama bağırmalarını hala unutamıyorum. işte bu yüzden kendimi dövdüm. annem bağırdıkça kendime hep şöyle dedim:
ben kötü bir çocuğum ki annem bana bu kadar bağırıyor, en ufak bir şeyde sinirleniyor.
büyüdüm ve aramız düzeldi. ama Zezenin de dediği gibi çocuk kalbi unutmuyor...
Teşekkürler Jose Mauro <3