Mukaddime;
Bismillahirrahmanirrahim…
Hamd, kalpleri dilediği vakit nur ile dirilten ve dilediği vakit gafletin karanlığı içinde bırakan Allah’adır. Salât ve selâm, hakikatin kandili olan Efendimiz Muhammed Mustafa’nın üzerine olsun.
Bil ki ey bu satırlara gözünü değil de kalbini açan yolcu…
İnsan, çoğu vakit kendisini bildiğini zanneder. Hâlbuki bildiği şey, yalnızca nefsinin gölgesidir. Çünkü insanın hakikati, ete ve kemiğe sığmaz. Onun hakikati, zamanın ötesinden gelen bir sırdır.
Nice insanlar gördüm ki dilleri ilim ile dolu idi; lakin kalpleri susuz bir çöl gibi çatlamıştı. Ve nice insanlar gördüm ki bir harf dahi bilmezlerdi; fakat onların sessizliği, âlimlerin ciltler dolusu sözünden daha ağırdı.
Anladım ki hakikat, çok konuşanın değil; içindeki gürültüyü susturabilenin kapısını çalmaktadır.
Bu sebeple yazılan bu eser, kuru bir bilgi kitabı değildir. Ne yalnız akla hitap eder ne de yalnız hayale… Bu satırlar, kalbin karanlık dehlizlerinde kaybolmuş olan kimseye bir kandil olmak niyetiyle yazılmıştır.
Ve bil ki insanın en büyük gurbeti, dünyadan ayrılması değildir. Asıl gurbet, kişinin kendi hakikatinden uzak düşmesidir.
Nice kimseler şehirler fethetti de kendi nefsine mağlup oldu. Nice kimseler ise bir odada sessizce otururken kalpler ülkesi üzerine sultan kesildi.
Çünkü hakikatin yolu dışarıya değil, içeriye doğru yürünür.
Ey yolcu…
Eğer bu satırlarda yalnız kelime ararsan yorulursun. Lakin kendi sırrını ararsan, belki bir kapı sana da açılır.
Zira bazı kitaplar okunmak için değil, uyanmak için yazılır.