Evrimsel süreçte özünün hayvan olduğunu düşüncesine bağlı birisi hayatını hangi ahlaki prensipler üzerine kurabilir ki? Böyle bir anlayıştan hareketle yüce değerler sistemi inşa edilebilir mi?
Öncelikle kitabın en başları benim açımdan aşırı kötü idi. Yazarın diline alışamadım. Bir de aşırı derecede kadınlık namus kavramlarını diline dolayan yazıları okurken kitaptan uzaklaştım. Kitap ortalara doğru (120. Sayfadan sonra) akıcı olmaya başladı. Sahiden de Boşnak kadınlarının yaşadığı zulümleri okurken insan kendini tutamıyor. Öyle çok yüreğime oturdu ki tüm bu olanlar:( Bir de yazarın Srebrenitza Katliamına giden yolda olan olayları ele alması çok güzeldi. Çünkü genelde savaş anlatılıyordu. Oysa ki çoğu durumda diğer suçlular konuşulmazdı. Oysa bu kitap süreç hakkında da çok fazla bilgi içeriyordu. Ama tabi yazarın kutuplaştırıcı tavrı beni rahatsız ettiğini belirtmem gerekir. Bir İngiliz savaş muhabirine sinir olunmasını anlamıyorum. O muhabirler sayesinde savaşlarda neler yaşandığına dair delilimiz oluyor. Ayrıca savaşta kendi karına düşmüş bir Yahudiye de sırf Yahudi olduğu için böyle yaptı izlenimi vermek de bana aşırı ırkçı geldi. Zira yakın zamanda yaşadığımız depremde de çok sayıda müslümanın battaniye fiyatlarını üç katına çıkarttığını biliyoruz. Velhasıl kitabı sevmedim ama Bosna halkının yaşadığı zulmü ve bu tarihi olayları yaşadığım için çok mutluyum.
Daha önce hiç gitmediğiniz bir şehire gittiğinizi düşünün. Orada yaklaşık 5-6 saat gezme fırsatınız var. Yani 3-4 yere rahatlıkla gidebilirsiniz. En sona, gidilebilecek en güzel yeri mi bırakırsınız
"İş insanı temizliyor, güzelleştiriyor, kendisi yapıyor, etrafıyla arasında münasebet kuruyordu. Fakat iş aynı zamanda insanı zaptediyordu. Ne kadar abes ve manasız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkmıyor, onun mahpusu oluyordu. İnsan kaderinin ve tarihinin büyük sırrı burada idi. "