Bilgimizin sürekli ve sınırsız ilerlemesine rağmen diğer yanda, daha önceleri "kesin" bilgi olarak sahip olduğumuz şeyin büyük bölümünün şüpheli hale geldiği ve yanlış olarak kabul edildiği
Kelimelere hapsediyorduk hayallerimizi, sevgimizi, umutlarımızı sadece o da değil bütün korkularımızı, öfkelerimizi, kırgınlıklarımızı... Tutsak olan dile gelip özgür kalmayı bekliyordu. Zamanında söylenmiyorsa, özgür kalmayı hak eden sevgilerimiz, özlemlerimiz, öfkelerimiz, ahlarımız, beddualarımız hiç dile gelmeyip tutsak oluyorsa çürüyordu, bekleyen her şey gibi. Bekleyen şey çürürdü, çürüyen her şey bozulurdu, bozulan şey kullanılmazdı, kullanılırsa zehir olurdu, zehir olan öldürürdü.
Kullanılmayan her kelime küfre döner, insanın en doğal düşmanı olurdu.
Söylenmeyen kelimeler kırar mı insanın kemiklerini? Kırardı! Söylenmeyen kelimeler bütün hücrelerine acımasızca işler mi?
İşlerdi! Otuz beş yıl umudu peşinden sürükler, gerçekleşmeyen hayalleri, özlemleri endişeyi saklı tutar mı? Tutardı! Tuttukça, kötünün yanında iyi olanı da çürütür mü? Çürütürdü! Ah kelimeler, söylenmedikçe ama cebinde ama dilinde çürüyen kelimeler! Bir çocuğun hayallerini çalan, bir kızın masumiyetini yok eden kelimeler, çivi gibi batan, bıçaktan keskin, kurşundan daha ölümcül kelimeler!
Doğadan çok alışkanlıklarımızın mahkûmuyuz, dostum; doğa bizi yaratmaktan başka bir şey yapmamış, alışkanlıklarsa şekillendiriyor; iyinin ahlaki açıdan tek olduğuna inanmak delilik: Her davranış biçimi, hiçbir değişiklik yapılmadan, onu yargılayan ülkeye göre iyi ya da kötü olabiliyor fakat sağduyulu bir insan, mutlu bir hayat yaşamak istiyorsa, kaderin onu sürüklediği ülkenin yargılarını benimsemek zorundadır...
Teselli verici düşünceler, sözler ve cümleler, genellikle doğru zamanda bir yerlerden uçup gelip bulurlar insanı. Bu da, onlarla tam şu sırada karşılaşmanın bir anlamı olması gerektiği kanaatinin