Aslında her arkadaşlık inşa halindedir, iki tarafın dikkat ve özenine muhtaç diyalektik bir ilişkidir. Paylaştığımız benzerlikler ve bizi bölen farklılıklar arasında sürgit bir gerilim.
'Bundan daha fazlası olmalı.' dediğimizde kalbimizi gözün göremediğini görmeye adar ve ebediyetin kıvılcımlarını hissederiz. İşte dikkat ve adanışın bizi taşıdığı sahildir burası: aşkınlık. Nefes kesen bir manzarada, olağandışı bir sanat eserinde, aşk ve sevgide ilahi ve kutsal olanın yansımalarını görürüz. Bu 'erdemli bilinç' halinde insan ve insan, insan ve Tanrı arasındaki örtüler kalkar. Rahmet insan içindir, insan insan içindir ve nihayet insan, Tanrı içindir.
Beton kuşatması altındaki şehirler, insanın Tanrıya meydan okuyuşunu düşündürür bana, zira sadece ağacı ve göğü görmekle bile bu dünyaya ait olmadığımızı anlayabiliriz. Göğü kapatırsak, insanın iç aleminden yaratıcısına uzanan yolları da kapatmış oluruz.
Mütevazı insan tevazu sahibi olduğunu iddia etmez. Tevazuya niyet edilmez, kendiliğinden olur, doğallıkla, bir suyun akışı, yağmurun yağışı gibi. ' Tevazu gösterdiğini farkındaysan kibirinden kurtulamadın demektir.' der Ataullah İskenderi.
Tevazu bir özsaygı meselesi. Kendine değer veren kişi başkalarını daha kolay takdir eder, cesaretlendirir. Mütevazı insan yeryüzündeki her insan kadar değerli olduğunu bilir, ne eksik ne fazla.