Pencereden dışarı bakıyorum.
İçimde ateşler yakıyorum.
Yaptığım her yemek o ateşte pişiyor.
Doğurduğum her çocuk o ateşte eriyor.
Sevdiğim her erkek o ateşte ölüyor.
Bir bardak su içsem… Söner mi?
İsteklerimi nehre gömsem… cinayetler biter mi?
Her şey senin yüzünden diyor babam.
O kupkuru bir adam
İçinde ne ateş var ne su.
O da biliyor, benimse içimde hem ateş var hem su.
Yerimden kıpırdamazdım. Ateş üzerinizdeki rengi dönmüş beyaz atlette küçücük karakahve kenarlı bir delik açardı. Göğsünüz o an tütsü kokardı. Bayılırdım o kokuya. İçime çekerdim. Hemen uyanır sigaradan bir nefes daha çekerdiniz. Sonra dumanını bana üflerdiniz. En sevdiğim oyundu bu. Dumanı avuçlayıp içime çekerdim. Siz avuçlarımı öperdiniz. Sanırım sadece ama sadece o anlarda beni severdiniz. Sonra gözlerinizi yumar kimbilir nerelere giderdiniz.
Ah hadi söyle bana , ölünce içimdeki şarkılara me olacak benim ? Onca melodi, onca şarkı, onca ritim? Diyelim ki yarın ben öldüm, şarkılar da ölür mü benimle? Yapma doktor bir şarkı hiç ölür mü?
İçinden bir şarkı çıktı mı hiç ölülerin doktorcuğum? Bir ses,bir mırıltı,bir kıpırtı? Dans gibi mesela? O bile birşeydir. Tam ölürken içimdeki şarkılardan birinim kıpırtısını hissetsem?