Cephe kurmay başkanı odama geldi. Kemiğim kırık olduğu için yatıyordum. Bana umutsuz bir sesle son raporları okudu. Bu raporlara göre düşman taze kuvvetler alıyordu. Raporlar ara sıra kanatlanan uçağımızın görüşleriydi. "Bir daha oku!" dedim. Dikkatle dinledim. Raporu verenin, Yunan cephesinin bir kanadından öbür kanadına giden (bu kanatların adlarını hatırlayamıyorum) kuvvetleri yeni kıtalar sanmış olduğunu anlamakta gecikmedim. Bu aktarma ancak bir çekilme hareketi olabilirdi. İsmet Paşa'ya, "Zaferini tebrik ederim, paşam!" dedim ve hemen karşı taarruz emri vermelerini söyledim. Bir müddet sonra Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa odama geldi. Bir kolordu kornutanından bahsederek, "Kendisini taarruza kaldıramıyoruz. Emri doğru bulmuyor. Sedyeyle de olsa telefon başına kadar gel!" dedi. Gittim. Telefonla bu komutana, "Sen olmazsan yerine bir çavuş gönderir, taarruz ettiririz," dedim. Biraz sertçe olan sesimi tanıyınca, "Ya... Böyle mi uygun buldunuz, emredersiniz!" dedi.
23.08.1921'de başlayan ve 22 gün 22 gece devam eden Sakarya Meydan Savaşı'nı en ileri hatlarda yönetti ve bu arada TBMM'ye sürekli bilgi verdi. Yabancı gazetecilere beyanlarda bulundu. Cephede bu hazinesi fakir fakat yüreği zengin ordusu yalın ayak, elde kılıç düşmanı kovalarken bu büyük milletin kadınları, çocukları ve yaşlıları da boş durmuyor, akın akın cephe gerilerine akıyor, askerine yiyecek, içecek ve mühimmat taşıyordu. Böyle bir millet yenilemezdi... Yenilmedi...