Freud çoğu zaman “cinselliğe aşırı vurgu yapan bir düşünür” olarak eleştirilir. Oysa onun kastettiği cinsellik, yalnızca dar anlamda bedensel ilişki değil; insanın doğuştan getirdiği temel yaşam enerjisidir. Freud bu enerjiyi, bireyin hem iç dünyasını hem de toplumsal ilişkilerini şekillendiren bir güç olarak görür. Sanata, bilime, üretime ve kültürel gelişime yön veren dinamizm de bu kaynaktan beslenir. Ancak bu güçlü enerjiler toplumun kuralları, yasakları ve bireyin vicdanı tarafından bütünüyle ifade edilemez; bastırılır. Freud’a göre, işte tam da bu bastırma ruhsal gerilimlere, kaygılara ve nevrotik rahatsızlıklara yol açar. Dolayısıyla Freud’un teorisini yalnızca “cinsellik” ile sınırlamak, onun insan ruhuna dair açtığı derin perspektifi daraltmak olur.