Aslında satranç da bir
bilimdi, bir sanattı, Hazreti Muhammet'in
gökyüzü ile yeryüzü arasındaki boşlukta
bulunan tabutu gibi, bu kategoriler arasında
boşlukta dolanmaktaydı, karşıtlıklardan oluşma
bütün çiftlerin bir defaya özgü birleşmesiydi;
sonsuz eski, ama buna rağmen sonrasız yeniydi,
kuruluşu bağlamında mekanikti, ama yalnızca
imgelem gücü aracılığıyla etkinlik
kazanabiliyordu, geometrik açıdan kaskatı bir
uzamla sınırlıydı ve bu arada kombinasyonları
bağlamında sınırsızdı, kendini sürekli
geliştiriyordu, ama durağandı, hiçbir yere
götürmeyen bir düşünme eylemiydi, hiçbir şey
hesaplamayan bir matematikti, eserleri
bulunmayan bir sanattı, özden yoksun bir
mimariydi, fakat öte yandan, kanıtlanmış olduğu
üzere, varlığı ve oluşu açısından bütün
kitaplardan ve eserlerden daha kalıcıydı, bütün
halklara ve zamanlara ait bulunan, can sıkıntısını
öldürmek, duyuları bilemek, ruhu gergin tutmak
için dünyaya hangi tanrının getirdiği kimsece
bilinmeyen tek oyundu