Yetke, şunu yapmalısın, şunu yapmana izin yok, diyen bir kişi ya da kurum olmayabilir. Gerçi bu yetke tipine dışsal denebilir ama, yetke yükümlülük, bilinç, ya da üst-ben adları altında, içsel olarak
Bence de "sosyallik" olağan şüpheli olabilir, insan kendi başınayken, özüne dönüp kendini keşfetmeye başladığında çok daha az manuple olduğu hissiyatını yaşıyor, ne zaman ki kalabalıklara dahil oluyor, işte orada sanki o görünmeyen itkinin buyruğuna giriyormuş hissiyatı baş gösteriyor. Seçim şansımız yok gibi özünde, sadece maruz kalıyoruz. Değindiğiniz gibi Sanayi devriminden ve getirdiği yeniliklerden sonra da bu maruz kalma durumu çok daha fazla etkisini gösterdi.
Yetke, şunu yapmalısın, şunu yapmana izin yok, diyen bir kişi ya da kurum olmayabilir. Gerçi bu yetke tipine dışsal denebilir ama, yetke yükümlülük, bilinç, ya da üst-ben adları altında, içsel olarak
Kapitalizm kisvesi altına süpürebiliriz ancak durum sandığımızdan çok daha vahim, oldukça tutarlı ve haklı gerekçelere aslında "özgür" olmadığımızı ve asla olamayacağımızı düşünüyorum uzunca bir zamandır. Bu durum sosyal düzenden daha çok varoluşsal mekanizmamıza kayıtlı gibi.
Genel olarak herkes ancak kendi kendisiyle tam bir uyum içinde olabilir; kendi dostlarıyla, sevgilisiyle değil: Çünkü bireysellikten ve ruh halinden kaynaklanan farklılıklar, her defasında küçük de olsa bir uyumsuzluğa yol açar. Bu yüzden, yüreğin hakiki, derin huzuru ve tam bir iç rahatlığı, sağlıktan sonra gelen bu en önemli dünyevi mülk ancak yalnızlıkta bulunabilir ve sürekli bir ruh hali olarak ancak en derin inzivada sürebilir. İnsanın kendi benliği büyük ve zenginse, bu yoksul dünyada bulabileceği en mutlu durumu tadar. Şunu da söyleyelim ki, dostluk, aşk ve evlilik insanları ne denli sıkı bir yakınlık içinde birleştirse de; herkes en sonunda ancak kendi kendisiyle ya da olsa olsa çocuklarıyla dürüst bir ilişki içinde olduğunu düşünür. İnsan nesnel ve öznel koşullar sonucu diğer insanlarla ne denli az ilişki içinde olursa, dürüstlükte o denli daha iyidir.