Evet, artık sonuna gelmişti. Kendi kendini yok etmekten, yaşamın başarısız örgüsünü parçalayarak kendisini, kendisiyle alay eden Tanrıların ayaklarının önüne fırlatıp atmaktan başka yapacağı şey kalmamıştı . Bu, onun özlediği büyük kusmaydı, ölümdü, nefret ettiği bu kalıbı kırıp dökmekti.
Başka bir pislik kalmış mıydı kendini pisletmediği, bir günah kalmış mıydı işlemediği, bir budalalık kalmış mıydı başvurmadığı, ruhunu ıssız çöle çeviren bir adım kalmış mıydı atmadığı? Böyle bir durumda yaşayabilir miydi artık?
Yavaş yavaş, can çekişen bir ağaç gövdesine rutubetin yavaş yavaş sızması, onu doldurup çürütmesi gibi, dünya ve miskinlik de Siddharta
‘nın ruhuna yavaş yavaş sızmış, onu doldurup ağırlaştırmış, onu yorgun düşürmüş, onu gözünden uyku akar duruma sokmuştu.