Ben biliyordum zaten. Ama bilmemek istedim. Bilmezden gelmek bazen en iyisi. Bilmemeyi istiyorsun çünkü. Öyle olmamasını istiyorsun. Gerçeğin öyle olmamasını. Ama elinden bir şey gelmiyor. Kendi gerçeğini yaratıyorsun sonra, o gerçeğe öyle bir sarılıyorsun ki seninle beraber herkes inanıyor.
Yapayanlış örülmüş bir hırka giymişim yıllardır, onunla ısınmaya çalışmışım gibi hissediyorum kendimi. Babam anlattıklarıyla o hırkanın bütün ilmeklerini söktü. Eline yumağı dolayıp yavaş yavaş söktü üstümdeki hırkayı, çırılçıplak kaldım.
Bazen suyun berraklaşması için önce bulanması gerekiyor. Ben hep o bulanık suyun içindeydim. Dibi göremiyordum. Bulanık bir suyun içinde yüzmüşüm ömür boyu. Doğduğundan beri bozuk görüyormuşum her şeyi, yanlış duyuyormuşum.
Kâzım dedi ya, biz hiç mi genç olmadık, çocuk olmadık diye. Olduk elbet, olduk ama bizim gençliğimiz de çocukluğumuz da şimdikilerden başkaydı. Büyük doğuyorduk sanki biz. Sekiz dokuz yaşında ev çevirmeyi öğreniyorduk.
Ölecek kadar acı çekiyor gene de çocuklarından korkuyor. Çocukluğunda anne babadan kork , gençliğinde karından kocandan kork, yaşlılığında çoluk çocuğundan kork. Korkusuz gün yüzü yok insana.