Yolum ne zaman İstanbul'daki Taksim semtine düşse 15 dakikamı muhakkak bu Gotik yapıdaki Katolik kilisesini gezmek için ayırırım.
Yine bu ziyaretlerimde kilisenin kitaplık kısmında el kadar
Kıyısından, köşesinden kimi zamansa yoldan geçerken tanık olduğum eski Tarihimize ait eserleri ve yapıları nicedir merak eder araştırırım. Bu konuda çok camiinin, çok kilisenin salonlarında dolaştım ve hissetmeye çalıştım. O büyük imparatorların, sultanların şimdilerde unutulmaya yüz tutmuş hatıralarını yaşamlarını düşündüm. Bir söz vardır gülmek için bile bilmek gerekir diye. Çok doğru, gezmek için dahi bilmek gerekir. İşte bu anda gidilen yerin ambiansı dokunulan taşın sertliği ve yapısı, durulan yerin hissiyatında bulur insan yılların sessiz çığlıklarını, neşeli yıllarını ve insan olanın geçtiği yolları.
Bu sebepledir ki gezilerimi sağlam bir tarihi altyapı ve uzmanların değerlendirmeleri ile sentezlemek, bana tutkunu olduğum İstanbul şehrini anlamayı ve daha anlamlı sevmeyi öğretecek. Sokağından geçerken veya Eminönünden Balata yürürken İmparatorların ve sultanların zanaatkarların orduların şehre sinmiş şehirle bir olmuş ruhlarını duyumsayacağım.
Hoşgeldiniz.. Lakin bir farklı geldiniz. 3 e karşı 1 gibi geldiniz; anlamsızlığın, bayağılığın, öfkenin ve sevgisizliğin içinde kaybolurken tutunabildiğim tek şeyin portesi gibi. Yazgısı bitene kadar beklemek zorunda olana geldiniz.