"Artık demir alma günü gelmişse zamandan, meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan''
Girişi Yahya Kemal'in bu mısraları ile yapmak istedim çünkü kitabın bende bıraktığı etki tam olarak buydu.
1. Dünya Savaşı'nın olduğu yıllarda İstanbul'da geçen kitap okuruna, çökmekte olan bir İmparatorluğu değişik karakterler üzerinden ve onların duygu, düşünce yapısı ve eylemleri üzerinden anlatıyor. Birbirlerini anlayamayan babalar, dedeler, torunlar ve aşıklar yer yer insan doğasının en çıplak en çarpık haliyle karşımıza çıkıyor. Bütün bir ailenin beraber yaşadığı konak, bende Osmanlı İmparatorluğunun bir metaforu olarak anlam kazandı. İçinde gelenekçisini de, yenilikçisini de barındıran, safahata ve yıkıma aynı ölçüde yakın olan bu eski püskü konak eski ihtişamlı hallerinden uzak bir geleceğe bir bilinmeze, içinde yaşayanlarla beraber ilerlemektedir.
İlk okuduğum Yakup Kadri romanıdır. En çok hoşuma giden, Yakup Kadri'nin roman boyunca yazdığı karakterlerin katmanlı olmasıdır. Bir karaktere bir eyleminden dolayı nefret duyamıyor veya direk yargılayamıyorsunuz. Ruh tahlillerinin bu kadar iyi anlatıldığı kaleme saygı duyarak bir kitabın daha sonunu getiriyorum.
(Ufak bir not Hakkı Celis roman boyunca en çok aramda benzerlik kurduğum kişi oldu; saflığı, temiz kalpliliği ve erdemli tavrıyla etrafındaki bütün olaylara ne korkakça ne de hoyratça tepki vermesi onu en ideal en dengeli karakter yaptı. Belki de yazar bizi o yıllara kendi kurduğu bir karakterle dahil etmiştir.)
Şimdiden iyi okumalar.