...hani bazı binalar vardır, bütün ışıkları sönmüşken tek bir katının ışığı sabaha kadar yanar. İşte biz o sabaha kadar yanan ışıklı evde yaşayanlarız. Uyumayan, uyuyamayan, içinde bir yerde hep düşünen, düşündükçe düşünenleriz biz. İşin içinden çıkamayan, çıkamadıkça daha çok hapsolan, hiç bir şeyi kendi içinde hall edemeyenleriz biz. Her şeye rağmen ayakta kalan ama ayakta kaldıkça mahvolan, mahvoldukça daha güçlü ayakta kalan, oysa çaresiz kaldıkça çaresizliye sürüklenen, umut gördükçe umuttan kaçanlarız biz. Biz kimiz biliyor musunuz, yıllarca o ışığı sabaha kadar yanan evde yaşamış ve birden kapkaranlık bir odaya hapsedilmiş, biri gelsin de ışıklarımızı yaksın diye bekleyenleriz biz.
Her şeyin başlayıp son bulduğu iki nefes arası mesafeden ibarettir ömür. Uçurtmanı rüzgârın şiddetine bıraktığında ona gözü gibi bakacak bir gökyüzü hâlâ var... Ektiğin tohumlara gözü gibi bakıp çoçuğu gibi besleyecek toprak hâlâ var... Yaşam kaynağımız olan, insan denilen makinenin çalışmasının en temel kaynağı olan su hâlà var... Kaderin zincirlerini kıramasanda, iki nefes arasında mucizelerin hâlâ var olduğuna inan...
Hayat bize hiç bir zaman iyi davranmayacak ve zaman zaman çok büyük sorunlarımız olacak, kaybetmek bize göre değilken, kazanmak bazen bir mucize olacak.