Nasreddin hoca bir gün almış sazı eline, başlamış çalmaya ama hep aynı yeri tutuyormuş. Sormuşlar:"Hoca! Neden elini sazın üzerinde gezdirmiyorsun?" demiş ki hoca: " İşte onların arayıp da bulamadıkları yeri ben buldum. Onun için aynı yeri tutuyorum. Aslında onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar."
İşte bizim insani ilişkilerde tıkandığımız, çıkmaza girdiğimiz alan da burasıdır. Aynen Nasreddin Hoca gibi sazın bir yerini sıkıca tutmuş, bir usûl ve üslup geliştirmişiz. Muhatabın kimliği, kişiliği, mekanın farklılığını hiç önemsemeden, göz önüne almadan ilişki kurmaya çalışıyoruz.
her dudakta aynı rezil şikâyet: yaşanmaz bu memlekette! neden? efendilerimizi rahatsız eden bu toz bulutu, bu lâğım kokusu, bu insan ve makine uğultusu mu? hayır, onlar türkiye'nin insanından şikâyetçi. insanından, yani kendilerinden. aynaya tahammülleri yok. vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını "yaşanmaz'laştıranlardır" .
Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın,bende sana cevap vermiş olsaydım
Yada son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve bir çok söz yarım kalsaydı bir çok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da
Yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Kaçtığım tüm meseleler gibi uzaklaşmasaydım senden de