Korkunun ümide üstün gelmesi sonucu, insan ümitsizlik ve gevşekliğe yönelir. Ümidin korkuya üstün gelmesi sonucu da gurur ve gaflet insanı sarar. Bunların her ikisi de insanın tekâmül yolunda hareket etmesine engel olur ve Allah'a doğru ilerlemesinin önünü alır.
Gerçek Müminler öyle kimselerdir ki nimet nasipleri olduğunda gururlanmaz ve gaflete almazlar. Onlara musibet geldiğinde ise ümitsizliğe düşmezler. Nimeti yüce Allah'tan bilirler ve onun şükrünü onun dergahına yönelerek yerine getirirler. Musibeti ise bir imtihan bilerek kendi amellerinin hesaba çekilmesi için olduğunu(bilerek) ve sabır göstererek yine onun dergahına yönelirler.
Ne mutlu insanları tanıyıp da vücuduyla onlarla birlikte iken kalbiyle onlardan uzak olan kişiye. İnsanlar onun zahirini bilirken o insanların batınını bilir.
Hz. Yakup, Aleyhisselam şöyle buyurdu Allah'ım bana acımıyor musun? Gözüm görmez oldu ve oğlumu kaybettim. Bunun üzerine Yüce Allah şöyle vahyetti: Onun canını almış olsaydım bile senin için onu yeniden dünyaya döndürürdüm ve ikinizi bir araya getirirdim ama hatırla oruçlu olan komşuna vermeden kesip pişirip kendi yediğin koyunu..
Bir şair gördüm.
Konuşurken zambağa "siz" diyordu.
Bir kitap gördüm, kelimeleri billurdan.
Bir kağıt gördüm, ilkbahardan.
Müze gördüm yeşillikten uzak
Cami gördüm sudan uzak.
Umutsuz bir fakih gördüm
Başucunda sorularla dolu bir testi vardı.
Bir katır gördüm yazı ile yüklü
Bir deve gördüm nasihat ve misalin boş sepetiyle yüklü
Bir arif gördüm "ya hu" ile yüklü..
Sohrab Sepehri