Zamanımın kalmadığını bilmek hiç bu kadar acıtmamıştı. Çünkü sessiz hayallerim saklandığı kovuklardan çıkmış, ömrümüz bu kadar mıydı diye yakama yapışıyorlardı. Oysa çoğu hayalime daha yaklaşamamıştım bile.
Ama işte aşk vardı.
Her zaman hayalini tam anlamıyla kurmaya cesaret edemediğim aşk, en can alıcı yerimden vurup hayatımın anlamını değiştirmişti.
Aşk Lacivert'ti.
"Sen James'i hiç hak etmedin. Eğer ona kendini tatmin etmek için değil de, ruhuna dokunmak için yanaşsaydın belki sana karşı bir şeyler hissedebilirdi. Şimdi, neden sen değil de ben, diye defalarca kendime sorduğum soruyu cevaplamış oldun. Çünkü biz birbirimize ruhlarımızla dokunuyoruz. Tenlerimizle değil!"