Bu ağaç evimin arka tarafında, bizden önce olan bahçeli evden kalma muhtemelen. Apartman sakinleri olarak böyle tahmin ediyoruz. Görseniz küçük bir yerden yıllarca yeşeniyor, bize incir veriyor. Gelen geçen insanlar oradan topluyor, yiyor ve o kadar da lezzetli ki… Belki ne heveslerle, ne düşüncelerle, ne dualarla dikildi oraya; belki de sadece dikildi. Umarım diken kişi bir yerlerde görüyordur.
Dikildiği yere geri dönmek istiyordum ben. Garaj kapısının olduğu yer var ya bilirsiniz, sürgülü yer… Oradan ancak küçük bir fare sığar. Düşünün ne kadar küçük olduğunu ve orası için ne kadar dallı bir ağaç… Küçük bir yerden bir sürü meyve veren ve akıllara şaşılan…
Hayatta böyle küçücük sıkışmış hissediyoruz kendimizi ama belki de yukarıya doğru uzanan dallarımız vardır, bilemeyiz ki. Ağacın kökü haberdar mı tepesinden? Biz tepemizi göremiyoruz sonuçta. Hep sıkıldığımda ya da kış gibi sıkışmış hissettiğimde ağaçlar gelir aklıma. Her sonbaharda kupkuru olur, ilkbaharda göz kamaştırıcı yemyeşil… Üstelik üzerinde misafirleri bile var.
Sözün özü, belki de her şeyin başı yapraklarımızı döküp tekrar tekrar yeşermektir. Canlı olmanın kuralı, özü budur belki.
Sağlıcakla kalın.