Asr-ı saâdet’ten sonra ortaya çıkan, şer‘î bir delile dayanmadan sünnete aykırı olarak icad edilen inanç, ibadet ve davranışlara bid’at denilir. Bid’atler ya dinin aslını bozmak gibi kötü bir niyetten ya cehaletten ya İslam öncesinden kalan geleneklere bağlılıktan ya da çok sevap kazanma düşüncesinden doğarlar.”Bid’atlere, ne zararı olabilir ki, gibi bir düşünce ile olumlu bakılmamalıdır. Zira “…İşlerin en kötüsü (dinde) sonradan uydurulanlardır. Ve her bid’at, dalalettir.” (İbn Hanbel, III, 310) hadisinde işaret edilen bid’atler, dine dinin aslında olmayan şeylerin katılarak bozulmasına sebep olduğundan her dönemde sakıncalı addedilmiştir ve tüm âlimler bu tür bid’atlere karşı çıkmışlardır.”Dinin temel kaynaklarında bulunmayan şeylerin dinin aslındanmış gibi gösterilmesi dinin aslında olan uygulamaların kaybolmasına sebep olur. Şu hadis de bunu göstermektedir: “Ne zaman bir topluluk bir bid’at uydurursa onun karşılığında bir sünnet kaldırılır. Sünnete bağlı kalmak bid’at uydurmaktan daha hayırlıdır.” (İbn Hanbel, IV, 105).