Sınır koymak, yapma demekle değil, güvenli ortam sağlamakla başlıyor önce. ‘O bardağa su koymazsam, o sürahiyi kaldırmak ve suyu koymakla ilgili koordinasyonu, o kaşığı ben ağzıma götürmezsem ağzımı keşfetmeyi ve o topu atmazsam alan kavramını nasıl öğreneceğimi anlatır mısın bana sevgili ebeveynim’ diye sormaz mı çocuk!
Yolculuklar böyledir işte. Yolumuzu kaybederiz bazen kimi sokaklarda. Korkarız, üşürüz, bazen geri dönmek isteriz tanıdık sokaklara. Ancak kaybettiğimiz yolda devam etme cesaretimiz varsa, öğrendiğimiz her şey rehber olur yolumuzu yeniden bulmaya. Bir kere başladık mı yürümeye, artık cesaret işlemiştir ruhumuza. Hele ki elimizi tutan bir başka yolcuyla yapıyorsak bu yolculuğu. O ilişkinin içinde, yol gösteren bir ışığın zaten var olduğunu algılamak daha kolay olur. Tek yapmamız gereken elini tutmaktır birbirimizin.