Şurası su götürmez bir gerçek ki modern hayat, başarıyı çok fazla ön plana çıkarıyor. Bu başarı yarışında geri düşenler, sorunun sistemde değil kendilerinde olduğunu düşünerek utanç duygusu geliştirebiliyor. "Tutunamayan", "kaybeden" bireyin depresif olduğuna hükmediyoruz. Ama belki de bu başarı kültünde ve görünme yarışının kendisinde bir arıza var.
21. yüzyıl insanı giderek bir bukalemuna dönüşüyor, menfaatine göre deri değiştiren, her ortamın rengine bürünebilen ama içsel olarak yoksul; derin anlam ve değerlerin oluşturduğu bir içsellikten mahrum...
Eugenio Borgna da "Talihsizliğin zamanı," diye yazar, "geçmişi ve geleceği olmayan bir şimdiki zamandır. Talihsizliğin zamanı, ölümcül eşikte duran kıpırtısız ve taşlaşmış bir zamanın sonsuzluğudur." Hiç geçmeyen bir zaman. Ruhu istila eden ve taşlaştıran zaman: Acının zamanı.
Sosyal medyada birisi yazmıştı: "2020'nin sonraki dönemlerinde zombi istilası bekliyorum." diye...
Zaten yok mu zombiler klavyeleri başında, her ne olursa aklı kafasında değilmişçesine, bencilce, merhametsizce insanlara manen saldıran, zarar veren 'manevi zombiler'