Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için en değilim, daha değilim.
Bu devasa iddiasızlığın verdiği özgürlüğün hastasıyım
Evli ve anne.
Ankara Büyükşehir Belediyesi/Sosyal Hizmetler/Kütüphane
Laborant ve Veteriner Sağlık. Işletme. Halkla Ilişkiler....Hep öğrenci
Aslında inceleme yazmam gereken bu alanda farkettim ki; sadece kitap hakkında şahsi düşüncelerimi yazıyorum. Okuyacak olanlara önceden bildireyim.
Öncelikle İskender Pala her ne yazarsa yazsın Okuyun!
Tarihi, sosyal ve birazda polisiye diyebileceğim bir roman.
Hakim bakış açısı ile yazılmış, o kadar bilgi dolu olmasına rağmen ne akıcılığından bir eksilme olmuş ne de sıkılacağınız bir paragraf var.
Kitabın öyle karakterleri var ki; kesin filmi yapılmalı şu mekânlarda çekilmeli ve şu aktirist oynamalı havasında okudum.
Ve kahramanların üzerinden anlatılan Osmanlı tarihinin en müsrif en şaşaalı zamanı Lale Devri'nde yaşanan ve en sonunda isyana varan sınırsız zevk, sefa ile zengin ile fakir arasındaki maddi uçurum öyle güzel ifade edilmiş ki; sesli güldüm:)
Ve devrin sembolü, eskiden de sevdiğim o çok özel lale çiçeğini o kadar güzel anlatmış ki Sayın Pala; artık evde yetiştirmem gerekecek.
Çok temiz ve sonuna kadar sahip çıkılan gerek aşkın gerek dostluğun onca entrikaya rağmen saf kaldığına da şahit oldum bu romanda...
Beni bu kitabı başucu
yapmaktan alıkoyan; sonuca bağlamak için başvurulmuş fantastik diyebileceğim bir son olması.
Belki diğer okurlara esas bu kısmı ilginç gelebilir ama ben bu romana keskin zekâ, tarihsel bir gizem, asalet gibi hislerle bağlanmışken yakıştıramadım başka unsurlar eklenerek çözüme gidilmesini.
Farklı olsalar da benim icin bir Şah&Sultan ya da Efsane olamadı.
Ama okunur mu?
Büyük bir zevkle hem de hiç bırakmadan...
youtu.be/0q9-BWGLdGM
Hüzün seni ezdiginde
Hayattan yorulduğunda
Beni bos bir odada bul
Ara bir gece yarısında
Yağmurlar araba penceresinden yüzüne düştüğünde
Öperim nemli gözünde
Sadece bir kelime
Sema gökyüzüyse...
Mavi hep gökyüzünde!!!
İnsan ancak çok severse duygusu dışarıdan belli olurdu...
Yeye'yi çok sevmekten dolayı sevindi, kendisiyle gurur duydu.
Uzun yıllar olmuştu birini bu derece sahiplenmeyeli...
Nakşıgül yaşıyor olsaydı diye geçirdi bir kere daha içinden.
Sonra da onun ölmüş olmasının, kendisine Hörükız'ın elini tutma hakkı tanımadığını düşünüp yaptığından pişmanlık duydu.
Sevgili ölünce Aşk da onunla bir ölmüyordu.....