Burak'ın dudaklarında, şairin mısraları meyda bulmaktaydı...
"Zincirin altınsa da hatta koparıp kır,
Susmak ne demekmiş, yere haykır göğe haykır.
Vicdan bile duymaz çıkmazsa bir ahi
Sessiz kölelerdir yaşatan bin bir ilahi...
Elbet put olur öpüşen eller,etekler
Elbet öpen oldukça olur öptürecekler.
Hürriyet, o en son şerefindir onu satma
Bir tanrı yeter kendine bin tanrı yaratma."
Gökyüzüne baktı. Ay bir tepsi gibi dünyaya tebessümde, yıldızlar en işveli bakışlarını semalara işlemiş, güneş yeni bir doğuşun hazırlığı için sır olup çekilmiş, gece bilmem kaç saat sonra bu taze doğuşun gebeliği içinde kararmıştı.