Söz gelimi saat dörtte sen gelecek olsan, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Her geçen dakika mutluluğum artar. Saat dört dedi mi meraktan yerimde duramaz olurum. Mutluluğumun armağanını veririm sana. Ama gelişi güzel gelirsen, içimi sana hangi saatte hazırlayacağımı bilemem.
Kendimi uzun uzun anlatmak ve susmak arasında gidip geliyorum çoğu zaman.
Hiçbir zaman tam anlamıyla hissettiklerimi anlatamayacağımı, anlatsam bile anlaşılmayacağımı bildiğimden susmayı tercih ediyorum.
Hatta içimde biriktirdiklerimi kendime bile anlatmıyorum.
Yazıp yazıp siliyorum hep, cümlelerimi toparlayamıyorum.
Bir şeyler yolunda değil biliyorum fakat inatla her şey yolundaymış gibi davranıyorum.
Bazen düşüncelerim arasında kayboluyorum ve bazen de düşünmekten kaçıyorum.
Böyle nereye kadar devam edecek diye sormuyorum artık kendime.
Çünkü cevabını bilmiyorum.
Sadece bir köşeye çekiliyor sessizce yolunda gitmeyen ne varsa bir an önce son bulmasını bekliyorum..
Giyecek çamaşır getirdim sana âdettir diye değil, sevdim diyedir
bağışla, eski biraz
Bedenim uygundur diye bedenine
Elimle yıkadım, ütüledim
Elma ağacında kuruttum