Elimden bıraktığım ancak aklımdan çıkaramayacağım kitaplardan biri oldu.Öyle ki kitabın kapağını kapatırken bir devri kapatıp uzun bir yolculuktan evime dönmüş gibiyim. Bazı kitaplar vardır ya hiç
Değerli okur, Pip’le tanıştığınızda onu hemen yargılamayın. Onun hayallerini fazla büyük, kalbini fazla kırılgan bulabilirsiniz ama durup kendinize sorun: Bizim umutlarımız ne kadar ölçülü ki?
Büyük Umutlar, bir yükselme ve insanın kendinden uzaklaşmasının, sonra yeniden kendine dönmeye çalışmasının hikâyesi.
Okurken zaman zaman Pip’e kızdım, kimi yerde içim sızladı çünkü onun yaptığı hataların çoğunu biz de yapıyoruz: Bizi sevenleri göz ardı edip, bizi büyüleyecek sandığımız şeylerin peşinden gidiyoruz. Pip’in içindeki pişmanlık büyürken ister istemez Queen’in 'Too Much Love Will Kill You' şarkısını hatırladım; bazen kalbin taşıdığı sevgi bile insanı yaralayabiliyor.
Charles Dickens, satır aralarında bize şunu fısıldıyor: İnsan olmak, hata yaparak olgunlaşmak demektir.
Bu kitabı bitirdiğinizde belki büyük bir coşku hissetmeyeceksiniz ama içinizde bir farkındalık oluşacağı aşikâr. Umutlar ne kadar büyük olursa olsun, önemli olan kalbimizin o umutların içinde ne kadar sağlam kalabildiğidir. Pip’in hikâyesi kapanacak ama eminim ki kendi umutlarınıza daha dikkatli bakmaya başlayacaksınız çünkü insan bazen en çok, kendi kalbinden uzaklaştığında kaybolur.
Kitapla kalın...
Çocuklar Treni’ni okurken sanki yoksulluğun ortasında büyümüş bir çocuğun kalbini dinliyormuşum gibi hissettim. Bu kitap usul usul anlatılan bir ağıt gibiydi. Okudukça insanın kalbi acıyor ama aynı zamanda o acının nedenini de anlıyorsunuz.
Viola Ardone’nin anlatımı, yoksulluğun sadece aç kalmak olmadığını, asıl yoksulluğun eksik yaşanmış bir çocukluk olduğunu dülündürdü. Özellikle Amerigo’nun hissettikleri beni çok etkiledi. Onun yaşadıkları, aidiyet dediğimiz şeyin ne kadar hassas ve güçlü bir bağ olduğunu fark ettirdi. Şu cümle mesela, uzun süre aklımda kaldı: “Her şeyi seçemezsin, bazı seçimler mecburidir, seni buna diğerleri mecbur bırakır...”(Ardone, 2024, s. 187). Bu cümleyi okuduğumda Amerigo'nun aslında ne kadar erken büyümek zorunda kaldığını da anladım. Bazı çocuklar gerçekten çocuk olamadan büyüyor.
Kitap boyunca insanın bazen büyümek için en ait hissettiği yerden kopmak zorunda kaldığını düşündüm. Sayfaları çevirdikçe bir hüzünle beraber sevginin bir insanı yeniden onarabileceğine dair güçlü bir umut da oluştu.
Çocuklar Treni, içimde bir çocuğun buruk vedasını bıraktı.
Eğer tarihî dönemleri anlatan, insanın iç dünyasına dokunan ve karakterlerin gerçekten “yaşadığını” hissettiren hikâyeleri seviyorsanız bu kitabı içtenlikle öneririm. Bazı kitaplar sadece okunmaz, insanın içinde kalır. Bu da onlardan biri.
Taşların Anlattığı'nı okurken sık sık düşündüm çünkü bu kitap, yüksek sesle anlatılan acılardan ziyade, insanın içine attığı, kimseye tam olarak açamadığı