Ansızın büyüyor çocuklar. Daha bir kediyi görmeden bir savaşın görüntülerini izliyorlar ekranlardan. Kuş seslerinden önce bir bilgisayar oyununun gürültülerini tutuyoruz kulaklarına; parfümün kokusu, sabundan önce geliyor. Bu küçük bedenlerin içinde peyda ettiğimiz hormonlu hafızanın bir gün nasıl bir felakete yol açacağını düşünmeden, gururla, "artık her şeyi biliyor çocuklar" diyoruz...
Oysa geçmiş, çoğunlukla beceriksizliğimizin sığınağıdır. İstediğimiz bir hayat kuramadığımız, istediğimiz gibi bir bahçe yeşertemediğimiz için kendimize geçmişten bir ev yapar, gider orada otururuz.
Dünyadan el etek çekmek istediğimizde, karşımıza ilk çıkan yine dünya olur. Muzipçe, "nereye gidiyorsun?" diye sorar bize; "daha aramızda görülmesi gereken bir sürü hesap var!"