Umutsuzluğun sağlamlığı, yavaş zevki, kararlı sertliği hissetmek, sert ve kurbandan çok ölümün güvencesi olmak. Umutsuzluktaki zorluk onun bütün olmasından ileri gelmektedir: Bununla birlikte yazdıkça sözcükler elimden kaçmaktalar... Umutsuzluğun özündeki bencillik: Onda iletişime kayıtsızlık doğmaktadır. En azından “doğmaktadır” çünkü... yazıyorum. Diğer taraftan sözcükler insan varlığının yaşadığını yeterince belirtemiyorlar. “Umutsuzluk” diyorum, anlaşılmam gerekiyor: Soğuğun dibinde, ağır, kaderime adanmış bir ölü kokusu solurken –bir hayvanın yavrularını sevmesi gibi– kaderimi severken ve artık hiçbir şey istemezken çözülen ben. Sevincin doruğu sevinç değildir çünkü sevincin içinde onun biteceği anı hissederim ama buna karşılık umutsuzlukta, sadece ölümün gelişini hissederim: Ölüm için korkulu bir istek duyarım ama sadece bir istek ve artık başka bir istek duymam. Umutsuzluk yalındır: Umudun ve her aldatmacanın yokluğudur.
"Tüm entelektüel işlemin özden durdurulması” ile tin açığa çıkmıştır. Aksi halde söylem tini kendi küçük sıkıştırmasının içinde tutar. Söylem isterse fırtına yaratabilir, hangi çabayı gösterirsem göstereyim, ateşin yanında rüzgâr donamaz. İç deneyle felsefe arasındaki fark temelde, deneyde anlatımın bir araç ve aynı zamanda araç olurken bir engel olduğu ve bundan başka hiçbir şey olmadığından ileri gelmektedir; önemli olan artık rüzgârın anlatımı değil, rüzgârın kendisidir.
Ben orta noktasındayım
bir kafesle sarkıtılmış,
sarkıtılmış bir imgenin içinde.
Çıkış noktası geri çekilir,
varış noktası yok olur.
Ne son vardır ne de başlangıç:
Ben duraksamadayım,
ne biterim ne de başlarım,
dediklerimin
ne ayakları ne de kafası var.
Kendi içimde döner dönerim
ve her zaman rastlarım yine
aynı adlara,
aynı yüzlere,
ve rastlamam hiç kendime
Sabahleyin saat onda
delikanlı unuttu.
Kırık kanatlar, bez çiçeklerle
doldu kalbi.
Gördü bir tek sözcüğün
kaldığını ağzında.
Eldivenlerini çıkarınca, incecik
bir kül döküldü ellerinden.
Bir kule gördü balkondan.
Bir balkon hissetti kendini, bir kule.
Gördü, kuşkusuz, durmuş saatin
nasıl baktığını kutudan.
Gördü sessizce uzandığını gölgesinin
beyaz ipek divana.
Ve delikanlı, dimdik, geometrik,
kırdı aynayı bir baltayla..