Artık yaşamanın ya da ölmenin bir anlamı kalmadığı şeydir yaşamak...
Yaşarsın; çünkü artık yaşamanın bir anlamı kalmamıştır.
İntihar etmezsin; çünkü yaşam ehemmiyetini kaybetmiştir.
Gülümsersin herkes gibi,
ama artık bir tadı kalmamıştır...
Acılaşmış bir yemeği yemek gibidir yaşamak kimi zaman.
O acı, yakıcı tadın,
o kaybedişin
bir önemi kalmamıştır artık...
İşte budur yaşamak.
Her şeye rağmen.
Hangi yer, hangi yön?
Karşıdaki kim?
Bu yankılanan şey de ne?
Sen misin benimle böyle konuşan, suçlayan yoksa ben miyim bunu yapan?
Burası hangi yer, hangi yön… Ne tarafa gittin, ben neredeyim?
Hangi yük beni bu kadar eziyor?
Beni bu kadar ezen bir yük mü var, yoksa bunlar birer sanrı mı?
Neredesin şimdi… Buradaydın.
En diplerime mi saklandın yine?
Sana baktığımı mı hissettin yoksa?
Sen bana bakmıyor musun?
Bakmıyorsan karşımdaki öfkeli bakışlı kim?